Dr. Veysi Seviğ

Dr. Veysi Seviğ, gazetemizin en eski yazarı. Kurucumuz Nezih Demirkent’in yönlendirmesiyle, Türkiye’de ilk kez vergi konusunda yazı yazarak halkı bilgilendiren Veysi Seviğ dönemin Maliye Bakanlığı’ndan büyük tepki almış. Mükellefler her şeyi zaten bilmek zorundadır, eğer bilmezse ağır ceza alır inancı hakim imiş o zaman.

Türkiye’de verginin bilinçli ödenmesi, halkın bilgilendirilmesi ve doğru tahsil edilmesi için yaklaşık 30 yıldır uğraş veren Veysi Seviğ’in yazarlığı ise Cumhuriyet Gazetesi’nde başladı. Marmara Üniversitesi Mali Hukuk Ana Bilim Dalı Başkanı olan Dr. Seviğ yazılarıyla Avrupa Birliği’nde ve Amerika’da en fazla kaynak gösterilen Türk yazarı olma ünvanına sahip.

Evet, o bir hesap adamı. Öğrencileri, okurları, iş arkadaşları ve dostları tarafından çok sevilmesine rağmen, aynı zamanda çok da çekinilen biri. Kuralsızlığa, ölçüsüzlüğe, israfa, haksızlığa karşı hoşgörüsüz.

Sert görünümlü bilinen “özel insan” Veysi Hoca’nın ne denli duygusal biri olduğu, ailesine düşkünlüğü, mücadele ile geçmiş olan hayatında büyük başarılara imza attığı, hatta futbolculuğu, 16 bin kitaplık kütüphanesi için ayrı bir ev tuttuğu, keyifli sohbetimizin satır aralarından bu sayfaya taşındı.

İpet Altınay

Türkiye’de vergiyi konuşulur kılan yazarımız Veysi Seviğ;

“En büyük dayanağım ailemdir”

Hiç hesapsız, rakamsız, plansız davrandığınız oluyor mu Veysi Bey?

Veysi Seviğ: Hayır hiç davranmadım, bir tek konu hariç. Ailecek, birinin ihtiyacı olduğunu hissedersek hesapsızca, kendimizi düşünmeden ona yardım ederiz. Hiç düşünmeden elimizdeki varı yoğu teslim ederiz. Şu anda birisi çıksa karşıma, yoksulsa, bütün üzerimdeki parayı, bankadaki her şeyimi veririm.

Duyguların hesabı olmuyor mu?

Veysi Seviğ: Biz ailecek duygusalız, bazı şeylerde oturur ağlarız, kendimize dert ediniriz. İnsansever bir aileden geliyoruz, insanların iyi olduğunu kabul ederiz. Bunun zararını da görüyoruz. Mesela beni aldatmak çok kolaydır. Öğrencim ağlarsa dün gece hastaydım diye, ona toleranslı bakabiliyorum.

Duygusal yapınız, bu kadar kurallı bir iş yaşamı ile çakışmıyor mu?

Veysi Seviğ: Çok doğru. Meslek olarak hesap uzmanlığından başladığım için, zaman zaman yazdığımız cezalı bir rapor veya yaptığımız bir işlemle mükelleflerin zor duruma düşeceklerini düşünür, yardım ederdim. Şöyle taksitlendirilebilir, ceza şöyle olursa kalkar diye yol gösteriyordum. İnsanlar hata yapabilir. Ben hatalarını düzelttirebiliyorsam ve onları belli bir yola sokabiliyorsam, o hatanın getireceği yükü onlar bir süre sonra severek kabullendiklerini söylüyorlar.

Yazmak sizin için büyülü bir kelime mi, yoksa bir ödev mi?

Veysi Seviğ: İlkokuldan beri Türkçe ve kompozisyon derslerini iyi yapardım. Sonra mesleğim icabı bazı raporları yazmak bizi yönlendirdi ancak 1970’lere kadar belli bir yere yazı yazmayı düşünmüyordum.

DÜNYA Gazetesi’nde yazmaya nasıl başladınız?

Veysi Seviğ: DÜNYA daha Hürriyet Gazetesi’ndeydi. Cahit Tüzel ile Alp Orçun, bana günlük yazı yazabilir misin dediler. O heyecanla olur dedim ve ilk denemelerim iyi gitti. Sonra DÜNYA Gazetesi Nezih Bey’e geçince, o beni biraz daha farklı bir kulvara çekti. Sen vergi yazsan daha iyi olur, dedi. Vergi yazmak Maliye Bakanlığı’nı pek hoşnut etmeyen bir olaydı. Vergi bir sır, vergi ifşa edilmez, vergi konusunda insanlar aydınlatılmaz.

Neden?

Veysi Seviğ: Eskiden böyle bir inanç vardı. Vergi Devlet’in önemli bir konusudur. Mükelleflere böyle yaparsan doğru olur, şöyle yaparsan olmaz diye yön verilmez. Herkes bunu bilmek zorundadır, bilmeyene de acımasız ceza uygulanır diye bir zihniyet vardı. Benim yazı yazmam pek hoş karşılanmadı Maliye’de. Fakat o dönemin Maliye Bakanları’nın hoşgörüsü devam etmeme imkân sağladı. Sonra benimsendi bu tip yazılar, yazan da çoğaldı. Ben bundan çok mutluyum çünkü bugünkü berraklık o günün sıkıntılarından geliyor.

Hiç sıkıştığı zaman ben Dünya Gazetesi okuruyum diye size ulaşan oluyor mu?

Veysi Seviğ: Olmaz mı? Trabzon’un Maçka ilçesinden bir öğretmen mektup yazıyor, vergi konusunda sorunlarım var bu konuda bana yardımcı olur musunuz, diyor. Veya Silopi’de askerlik görevini yapan bir er yazıyor, işyerim var ama askere geldim, o işyerimi kardeşim yönetiyor, hayat standardını nasıl ödeyeceğiz diye soruyor. Geçen hafta Mersin’de verdiğim konferansta, Antakya’dan gelen bir vatandaş bundan dokuz sene önceki gazetede yazdığım bir yazıyı cebinden çıkartıyor; “Bu sizin yazınız, siz dokuz sene önce böyle yazmıştınız.” diye söyleyebiliyor.

Çok haz veriyor olmalı.

Veysi Seviğ: Çok mutluyum. San Francisco’ya gidiyorum, orada Saint Joseph’den bir hoca beni karşılıyor. Diyor ki; senin bundan dört sene önceki yazını burada tercüme ettirdim, bize epey ışık tuttu. Çünkü biz bu yazıyla Türkiye - Avrupa Birliği ilişkisini değerlendirdik diyor.

Veysi Seviğ deyince herkesin aklına dürüstlük, ilkeler ve etik geliyor. Sizin kelimelerinizle nedir dürüstlük?

Veysi Seviğ: Bir olayı, hislerinizi kullanmadan doğru şekilde analiz etmek ve oluşmuş kurallar, etik kurallar çerçevesinde değerlendirmektir. Sizin zararınıza olma pahasına. Benim dürüstlük anlayışım bu.

Hisleri niye çıkardınız?

Veysi Seviğ: Hissi olursanız o olayı sübjektif analiz edersiniz. Ama hislerinizi bir kenara bırakır, mevcut etik kurallar çerçevesinde değerlendirirseniz o vakit yanlış yapma payınız azalır. Hislerinizi hesaba kattığınız vakit ister istemez taraf oluyorsunuz. Olayı analiz ederken taraf olmamak lazım ki doğruya ulaşabilesiniz ve örnek olasınız.

Peki sizden niye korkuyor insanlar, niye çekiniyorlar?

Veysi Seviğ: İki nedeni var sanıyorum. Ben zararına da olsa doğruyu söylerim. İnsanlar diyor ki, biz şunu sorarsak, hata yaptığımızı da anlarsa, bu adam tersini söyler, o hatayı yaptığımız anlaşılır, onun için sormayalım, diyorlar. İkincisi, belki ben biraz kuralcıyım. Yani ölçülerimi koyup hareket ediyorum, mesela vaktin boşa harcanmasına karşıyım. Bir işin mutlaka bitirilmesinin sağlanması yönündeyim, israfı hiç sevmem. Okulda da, hoca diyorlar sen beş dakika önce niye çıkmıyorsun dersten, illaki vakti bekliyorsun. Evladım diyorum, o sizin hakkınız, dersten çıkarsam siz bana kızın, sizin zamanınızı çalmış oluyorum.

Sert görünümünüzden ve hırçınlığınızdan da bahsediliyor.

Veysi Seviğ: Evet sinirliyimdir. Bazı şeyleri hazmedemiyorum. Sinirleniyorum insanlar bir konuyu çekip lastik gibi hep kendilerine yararlı tarafını görmeye başladıklarında.

Müsamaha gösteremediğiniz neler var?

Veysi Seviğ: Karşımdaki bana zarar verirse affederim de, başkalarına da zarar verecek bir iş yapıyorsa müsamaha etmiyorum. Çocuklarım da benden bazen şikayetçi oluyorlar. Diyorum ki, bana ve annenize değil ama birkaç kişiye birden zarar veriyorsanız o işe müsaade etmem. Küçükken gürültülü konuşmalarını istemezdim çünkü herkes rahatsız oluyor. Büyüdüler, toplum içerisinde nasıl davranacakları yönünde zaman zaman müdahale ettim topluma zararlı olmasınlar diye.

Bir başka açıdan da, devamlı insanları aldatanlara karşı çok müsamahasızım. Hatta bu yüzden önemli bir görevimi, Başbakanlık Başdanışmanlığı görevimi terk ettim. Niye? Topluma zararlı olan bir takım olayları görüyordum. O vakit kendimi feda ederim. Benim topluma ve başkalarına zararlı olacak her şeye karşı çok katı olduğumu söylerler ve öyleyim.

Doğada prensipler, insanlarda ise ilkeler var. Ama doğanın prensipleri hiç değişmiyor, insanlardaki ilkeler niye değişiyor?

Veysi Seviğ: İlkel kavimleri düşünün. İnsanlar birlikte yaşama ihtiyacı duydukları vakit içeride bir dayanışma oluşturmuşlar, dışa karşı birlikte hareket etmişler ve çağdaş gelişme göstermişler. Bu topluluklar büyüdükçe kendi içerisinde dayanışma özelliğini de kaybetmişler. Doğada hangi zamanda kış, hangi zamanda yaz olacağı kesindir. Kışın tedbir almazsanız öleceksiniz, yazın tedbir almazsanız aç susuz kalabilirsiniz. Biliyorlar ve tedbir alıyorlar. Beraber yaşarken kimden ne tehlike geleceğini önce sezemiyorlar, ama içerden tehlike geldiği vakit o topluluklar çöküyor. Şimdi buradan hareket ettiğimiz vakit ne kadar tehlikeli bir olay olduğunu görüyorsunuz ve ilkelere onun için ihtiyaç duyuyorsunuz. Bir ülkenin çöküşündeki temel neden kendi içindeki tutarsızlıklardır, dışarıdan gelen bir şeyden değil. Doğanın belli kuralları var ama insanın da beraber yaşaması için bazı ilkeleri olması lazım.

Yaşantınıza geri dönüp baktığınızda, hiç hakkınızın yendiğini düşündünüz mü?

Veysi Seviğ: Çok, çok. Top oynarken, öğrenciyken, Devlet’te görev yaparken, üniversitede, sürekli yaşadım bunları. Fakat en çok yurt dışında görev yaparken hissettim. Çünkü Avrupa Birliği Ülkeleri’nde kendi insanları birinci sınıf. Türkiye’den gelen insanı kabullenemiyorlar. O vakit isyan ediyorsunuz. Malesef bunu çok yaşadım.

Bu güçlükler sizi güçlendirmiş olmalı.

Veysi Seviğ: Tabii. Kendimi kabul ettirebilmek için daha fazla mesai verdim. Esasında olması gereken de bu mücadeleyi vermektir, kaçmak değil, hakkını çeşitli kollardan aramaktır.

Ya öğrencileriniz ne düşünüyor sizin için?

Veysi Seviğ: Başkasının hakkını yememek için çok hassas davranıyorum. Öğrencilerle her sene okulları bittikten sonra sonbaharda biraraya geliyoruz. Diyorum ki; benden şikayetiniz varsa, işte size yirmi tane soru. Önce bu sorulara doğru cevap verin. Şikayetinizi belli edin. Bir tepki almadım bugüne kadar. Bilmeden kırdığım insan olmuş mudur? Onu bilemiyorum. Ama ben hata yapmamaya ve kendimi sorgulatmaya önem veriyorum.

Hiç mi yok şikayetleri?

Veysi Seviğ: Var. Diyorlar ki; bizi eğitim sırasında çok sıkıyorsunuz. Sıkıyorum ama şöyle sıkıyorum. Öğrenmeden geçirmiyorum, öğrenmeleri için de kendimden fedakarlık ediyorum. Çünkü zayıf noktaları var, diyorum ki istediğin saatte evime, okula gel, ben seni yetiştireceğim, kalmak yok.

Günlük hayata dönelim; Türkiye’de mali düzenlemeler, vergiler habire niye değişiyor?

Veysi Seviğ: Tam can alıcı noktaya geldiniz. Bu işi bilenlere terketmeleri lazım. Yani karar mekanizması siyasi olmamalı, torpilli adam olmamalı. Bilene terkedeceksiniz o işi. İkide bir değişiklik olmaz. Türkiye’de siyasetin çıkar için müdaheleci olmaması lazım.

Umutlu musunuz 2002’den?

Veysi Seviğ: 2002’den bugünkü programa göre umutlu değilim ama Türk Halkı’ndan ve Türk Gençliği’nden umutluyum. Bu programla Türkiye düzlüğe çıkamaz. Çünkü bugün Türkiye’de anlatılanların çoğu doğru değil. Ben 12 Ekim’de Amerika’dan döndüm. Orada Dünya Bankası Hukuk Müşaviri ile konuştuk. Türkiye’nin yaptığı hataları herkes biliyor, bu hataları yapmasaydık daha iyiydi. Türkiye’de bir yönetim sorunu var. Yönetimi üstlenenler konunun inceliklerine, ayrıntılarına girmek istemiyorlar veya kendi gruplarına çıkar sağlamak istiyorlar, orada sıkıntımız var bizim. Dışa borçlu, içe borçlu bir ülkeyiz. Toplumsal huzurumuz yok. Arjantin’de yağmalama olayını gördünüz, Türkiye’de bu zaten var şu anda. Gasp işleri, soygun işleri zaten var. Adamın kapısının önünden arabası çalınıyor. Öbürünün dükkanı soyuluyor. Ama münferit boyutta.

_______________________

Yetişme döneminizde sizi yönlendiren var mıydı?

Veysi Seviğ: Hayır, hiç yoktu. Babam memurdu, belli kuralları olan, son derece tutucu bir aile reisi. Ama bana karışmamıştır. Bilakis ben liseyi bitirdikten sonra serbestsin ne yaparsan yap, dedi. O vakit çevremdekilere baktım kim, nerede, ne yapıyor diye. Onlara göre kendime bir, iki ilke seçtim ve onlara uymaya çalıştım. Hocalarımın bana çok nasihatları oldu.

Anneniz?

Veysi Seviğ: Annem sakin, çocuklarına karşı devamlı iyi olmaya çalışan bir insan. Yetişmemize büyük emeği olmuştur. Çocuklarına çok inanırdı, çocuğu bir şey söylemişse doğrudur. Bize hep güven vermiştir.

Eşinizle nasıl tanıştınız? Aşk evliliği miydi?

Veysi Seviğ: Bir tesadüf eseri çok küçük yaşta karşı karşıya geldik. İkimiz de birbirimizi uzun süredir tanıyormuşuz gibi hisse kapıldık. Ailelerimiz karşı çıkmayınca hadi beraber bir hayat kuralım dedik. Bizi dışarıdan görenler siz kardeş misiniz derlerdi. Şu anda da öyle. Onun başı ağrıdığı vakit benim başım ağrıyor. Böyle tuhaf duygusallık var işin içinde.

Siz yön verebildiniz mi çocuklarınıza?

Veysi Seviğ: Bir tek küçük oğluma yön verebildim. Çünkü küçük oğlumla beraber okul seçtik. Kızımla, büyük oğlumla da ilgilendim ama onlar kendi hayatlarını istedikleri gibi kurdular.

Beslediğiniz hayvanlar oldu mu?

Veysi Seviğ: Çocuklukta hayvanlarla büyüdüm. Doğada hiçbir zararlı mahluk yoktur. Babam vefat ettiğinde evimizin kedisi kayboldu. İkinci gün aklıma geldi, nerede bu? Baktık bahçenin en kuytu yerinde ölmüş kedi. Oturdum ağladım. Belli ki eve gelmedi, yemek de yemedi, orada öldü.

Sporla aranız?

Veysi Seviğ: Beş sene futbol oynadım. 1958-1961 yıllarında Beşiktaş Kulübü’nün genç takımındaydım. Ama üniversiteyle birlikte bırakmak zorunda kaldım. Eşimle ilk evli olduğumuz yıllarda Avrupa Takımı’nda da oynadım, gelir maçları seyrederdi, bana tekme falan atılırsa heyecanlanır, bayılırdı. Eşim de voleybol oynardı.

Hala Beşiktaşlı mısınız?

Veysi Seviğ: Fanatik bir Beşiktaş Kulübü taraftarıyım ve izliyorum, ama tabii eski Beşiktaş’ı da arıyorum. O kültür düzeyi şimdi bulunamıyor. O dönemin spor ahlakı da farklıydı.

Sanat?

Veysi Seviğ: Klasik müzik dinlerim evde. Resme karşı ilgim vardır, iyi de çizerdim, eşim de iyi çizerdi. Onun ayrıca el sanatlarına karşı ilgisi biraz fazla.

Koleksiyonunuz var mı?

Veysi Seviğ: Bir pul kolleksiyonumuz var. Hastalık haline gelmiş derecede kalem, kırtasiye meraklısıyım. Asıl kitaba karşı bir tutkum var. Biraz uçarı bulunabilir ama özel bir dairem var, kitap dolu. 16 bin kitabım var. Yani bir kütüphane. Kimse gelmiyor oraya, sadece kitap var. Hafta sonlarında gidiyorum, bir de hafta içinde okuldaki ders programına göre gidip orada çalışma yapıyorum.

16 bin kitap mı?Mevzuat mı hepsi yoksa?

Veysi Seviğ: Hayır, onların bir bölümü klasik roman türü ve edebiyat kitabıdır, bir bölümü mevzuat, bir bölümü de yabancı yayındır. Literütürü takip ederim. Dinamik bir alanda söz sahibi olmak istiyorsanız izlemek zorundasınız.

Sizi en çok ne mutlu ediyor?

Veysi Seviğ: Bizim evde parayı bir kavanozun içerisine koyarız, cam kavonuzun içerisine. Herkes ihtiyacını alır. Hiçbir vakit o paranın bittiğini görmedim. Ve benim çocuğum yetişmiş bir erkek çocuğu. Spora meraklı, güzel sanatlara meraklı, çok hareketli bir çocuk. Bazen deriz; oğlum para alsana. Baba yeteri kadar aldım tamam, der . Paramız zamanında çok sınırlı geliyordu, şimdi biraz daha iyi. Ama kimsenin o kavanozun içerisinden hepsini alayım götüreyim diye aklına gelmez. Bizim en büyük dayanağımız ailemizdir. Hayatımızın en büyük mutluluğu. Aile yaşantısı insanın yolunu çizen en önemli şeydir.