Nuriye Akman ile “Mebus Burcu” üzerine
Basınla siyasetçilerin ilginç bir ilişkisi vardır. İki tarafın da birbirine ihtiyacı olduğu çok açık. Ancak çoğu kez bu ilişkide dillendirilmeyen bir “esas taraf” vardır; kamuoyu… Basın mensubunun da, siyasetçinin de muhatabı; aynı zamanda oy veren ve okur sıfatları da taşıyan “biz, siz, onlar”… Birey ve topluma ulaşma yolunda birbirine ihtiyacı olan bu iki kesim oldukça çekişmeli bir ilişki içine girerler zaman zaman. Politikacı -politikası gereği- kendi kurgusunun aktarılmasını ister kamuoyuna, basın mensubunun ise başka kriterleri de vardır, ilk haberi yapmak ister, en çarpıcı olanı yazmak ister, okuru şaşırtmak, bilgilendirmek ve diğer basın mensuplarının önüne geçmek ister. Güç kimdedir bilinmez, elinde kalem olanın mı, yoksa iktidar olanın mı? Aramızda kalsın; güç sadece oy veren veya okur sıfatı olan kamuoyunda… Politika ve basın dünyasının renkli simaları geçtiğimiz hafta değişik bir vesile ile biraraya geldi. Basında röportaj yazarı olarak imza atan Nuriye Akman’ın DÜNYA Yayıncılık tarafından okura sunulan “Mebus Burcu” kitabının tanıtım davetinde, bu kez politikacılar gazetecinin davetine icabet ediyorlardı. Hem de daha önce yayınlanmış -belki de o dönemde çok memnun kalmadıkları- kendileriyle yapılmış bir söyleşinin o kitapta tekrar yayınlanmış olduğunu bile bile… İşte karşılıklı ihtiyacın ve demokrasinin resmi! Nuriye Akman soru soran tarafta yer alan zor bir insan. Dersini iyi çalışıyor. Zaman zaman hırçın bile denilebilir. O hırçın havasını yoğun duygusal bir yumuşaklığın da değiştiriverdiğini takip edebiliyor okurları. Mebus Burcu içeriğine aldığı politikacı söyleşileri ile ülkemizin siyasi çizgisini gözler önüne seriyor. Üstelik son on yıl içinde Hürriyet ve Sabah Gazeteleri’nde yayınlanmış bu röportajlar için yapmış olduğu artı yorumlar ve aktardığı anektotlar kitabı daha ilginç kılıyor. “Nuriye Akman bana göre sıradışı bir gazetecidir. Kendine özgü kuralları bulunmaktadır. Bağımsız olarak öğrenme arzusu içinde olduğundan aklına takılan her soruya cevap aramaktadır. Bundan rahatsızlık duyanlar çıksa da o bildiği, inandığı işi yapmayı sürdürmektedir. Bugüne kadar bunu göstermiştir. Meslekte çalışanların çoğu varlığından haberdar olmayabilir; buna karşılık o geleceğe yönelik iz bırakmayı sürdürmektedir ve bunu toplumsal bir görev olarak yapmaktadır. Ayrıca yazdıkları ders niteliği de taşımaktadır. Gazeteciliğin sanıldığı kadar kolay olmadığını, bazı hasletlere ve ilkelere sahip olunması gerektiğini ortaya koymaktadır.” Nezih Demirkent’in kitabın önsözünde kaleme aldığı bu paragrafı aktarıp, bu kez soru soran tarafa biz geçelim. İpet Altınay
Neden bir kitap ve neden “Mebus Burcu”? Nuriye Akman: Her gazeteci bir kitap yazmak ister tabii. Gazetenin ömrü 24 saat, kitabın ömrü bir ömür. Kimse unutulmak istemez, gazeteci de. Ayrıca bir kişinin romanını yazacakmış gibi çalışıp limitli bir bölümünü gazetede yayınlamak çok emek isteyen bir iş, günlük haber yazmaktan da öte. Bu emeği kitaplaştırmak istedim. Ayrıca bu benim ikinci kitabım. Ama Mebus Burcu benim için de farklı bir önem taşıyor çünkü bu yıl benim röportajcılığımın onuncu yılı. Genelde politikacılarla röportaj yaptığımdan onların Mebus Burcu özelliklerini taşıdıklarını saptamam zor olmadı. Doğum günleri ne olursa olsun, Meclis mensubu olunca dönüşüm geçirerek bu burcun çekim alanına giriyorlar. Röportaj yaparken soru soran taraf olmak bir düelloda kazanan taraf olmak demek sayılabilir mi? Bu anlamda röportaj veren kaybeden taraf mı oluyor? Hele kalemi tutan biraz sert mizaçlı ise? Nuriye Akman: Aslında kimse kaybetmiyor. Herkes kazançlı, herkes birbirine pencereler açıyor ve o pencerelerden daha zengin görüntüler çıkıyor. Sertlik yorucu bir kavram. Kimseyi yaralamak gibi bir kaygım yok. Eğer öyle hissederlerse üzülürüm. Bu sadece profesyonelce yapılan bir iş. Teyp ortada mertçe soruyorsun ve mertçe yanıt alıyorsun. Ayrıca ben eskisi kadar sert değilim ve bu röportajların büyük bölümü eski tarihlere dayanıyor. Neden eskiden daha serttiniz? Nuriye Akman: Biraz olgunlaşıyor galiba insan ya da sadece olumsuzlukları görmekten yoruluyor. Galiba esas bu, sadece olumsuzlukları görmeye şartlanıyorsun, bu mesleğin en kötü yanı belki de bu. Ama sonra bakıyorsun ki onlar seni tatmin etmiyor. Mesela ben şimdi güzellikleri ortaya çıkarmaktan daha fazla tatmin duyuyorum. Ama sorular karşısında insan güç durumda kalabiliyor tabii. Yani ben de bazı sorulara muhatap olsam, ben de güç durumda kalırım belki de. Diliyorum ki günün birinde içlerinden biri de Medya Burcu’nu yazsın ve onlar da bize bir ayna tutsun. Bakalım korkacak mıyız? Röportaja gitmeden önce nasıl hazırlanıyorsunuz? Nuriye Akman: Bu işin en önemlilerinden bir tanesi gazete arşivi. Muhatabınız hakkında çıkan her yazıyı, her basılı yazıyı çok dikkatli okuyup, satır aralarını anlamayı bilmeniz lazım. Asıl mana söylenende değil, söylenmeyen şeylerdedir. O okuma işi zamanla kazanılacak bir özellik. Ayrıca muhatabınızın dostlarını ve düşmanlarını tespit edip, ya da dost ve düşman deyimi yerine belki onun daha çok olumlu yönlerini görmeye eğilimlilerle, daha çok olumsuz yönlerini görmeye eğilimliler diyelim, onları tespit edip tek tek minik minik röportajlar yapacaksınız. Ama tabii bunu yapabilmeniz için önce kişiliğinizden taviz vermemeniz, mesleki etik ölçüler içinde kalmanız lazım ki herkes size sırrını emanet etsin. Artı, eğer bu bir politikacı ise gideceksiniz meclis tutanaklarında o güne kadar ne söyledi ise onları okuyacaksınız. Onun ruhunu kavrayacaksınız, dilini kavrayacaksınız, muhtemelen hangi soruya ne yanıt verebileceğini tahmin edeceksiniz, bileceksiniz. Ondan sonra bunları bir kenara koyacaksınız ve o kişiye hangi kesim ne soru sormak isterdi diye düşüneceksiniz. Sadece kendi merak ettiğiniz soruları sorarsanız olmaz. Bu röportajı okurken bütün okurlar, her sınıftan, her meslekten kendilerinden bir şey bulmalılar. Dolayısıyla olan biteni, kamuoyunu, insanları, grupları, meslekleri, yaşları yani ülkenizi tanımanız lazım. Bu ön çalışmalardan sonra kendinizi de psikolojik olarak hazırlıyormusunuz? Nuriye Akman: Ben bunu bir film gibi görüyorum, yahut bir roman gibi. Röportaj yapacağım kişiyi de o romanın ya da o filmin kahramanı gibi görüyorum ve onu en iyi nasıl işlerim, hangi yönünü ön plana çıkartırsam hem onun, hem okurun, hem de kendim için bir yenilik olur diye düşünüyorum. Kişiyi yeniden yoğuruyorum. Aslında hayatın içinde yeniden bir hayat yaratmak belki bu. Tabii ki empati duygusu çok önemli. Bilmiyorum, bazen de kendiliğinden olup bitiyor herşey. Aslında insanın kendini analiz etmesi çok zor. Sorularınızı hazırlarken aslında kurgusunu da mı hazırlıyorsunuz bir sinema filmi gibi? Nuriye Akman: Evet bir senaryom var. Aslında birkaç versiyonlu senaryom var. Akışa göre değiştiriyorum. Ama şimdi meslek sırlarına girmeye başladık. Ölene kadar soru sorma ayrıcalığını taşımak istiyorum. Biraz gizemli kalayım. Siz politikacı olsaydınız, Nuriye Akman’a röportaj vermek ister miydiniz? Nuriye Akman: Kesinlikle isterdim. Zorlu sınavı başarmak daha güzel. Ucuz zaferi kim ister? Hele bir de meydan okuma duygusu var ise insanlarda… Bakın şimdi karşılıklı bir ihtiyaç var burada. Ben onların mesajlarını dürüst bir biçimde; evet belki zor ama dürüst bir biçimde ilettiğim sürece benim onlara ihtiyacım olduğu kadar onların da bana ihtiyacı var. Bizler olmasak mesajlarını nasıl verecekler? İnsanlarla nasıl bütünleşecekler? Evet ben zor, bazen de acı soruyorum kabul ediyorum. Ama ne söylüyorlarsa onu yazıyorum. Bence çok güzel bir alışveriş bu. Ya bu mesleğin artıları ve eksileri? Nuriye Akman: En büyük artısı verdiği tatmin duygusu. İşini iyi yapmanın ve takdir edilmenin herkese nasip olmayan birşey olduğunu düşünüyorum. İşte bu yüzden şanslı olduğumu hissediyorum ve gerçekten teşekkür ediyorum hayata. Eksileri ise… Eskiden bu eksileri çok sayardım ama gerçekte eksisi falan yok bu işin. Biz bu işi, bu stresi seçmişiz. Stresle beslenen insanlarız. Bizler hayatımızın merkezini işimize koyan insanlarız. Eksi yok; bu hayat bizim ve ben bu hayatı seviyorum. Az önce de söyledim; eksileri, olumsuzlukları düşünmek yoruyor beni. Meslek yaşantınızın dışında neler yapmak isterdiniz? Nuriye Akman: Çok güzel bir filmin senaryosunu yazmak isterdim. Hay allah gene geldik yazmaya. Sağlıklı, huzurlu, dingin bir şekilde yaşlanmak isterim, kalp gözüm kapanmadan, duyarlılığımı yitirmeden… |