İnan Kıraç: “Galatasaray, Atatürk için hep özeldi” Galatasaraylılar Derneği yönetimi Pilav 2005’de dağıtılacak özel bir “Sultani” sayısı için hazırlıklara başlamış, Camia içinde yazıdan, baskıdan anlayan tüm neferleri göreve çağırmış ve her zaman olduğu gibi kollar sıvanmıştı. İlk yazı işleri toplantısına katılamadığımdan, görevimi Camia’nın yetenekli yazarlarından İzzeddin Çalışlar bildirdi: “Sen de İnan Kıraç ile röportaj yapacaksın!” Bu bir ödül olmalı! Fakat çok da kolay değil. Galatasaray ve İnan Kıraç deyince röportajı dört-beş sayfada nasıl toparlamalı? Birkaç ciltlik kitap olabilecek bu birlikteliğe hangi pencereden bakmalı? Galatasaraylılar Derneği Başkanı Reha Bilge’nin Sultani’ye röportaj verme teklifini kabul eden Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı İnan Kıraç, ilk telefon görüşmemizde her zamanki yol göstericiliğiyle; “Ben Atatürk ve Galatasaray ilişkisinden bahsetmek isterim.” dedi. Tüm Türkiye’nin tanıdığı, Galatasaray Camiası’nın ise yakından tanıdığı İnan Kıraç’ın Galatasaray’a, Galatasaraylılar’a, özellikle öğrencilere duyduğu zaafa yıllardır tanıklık eden kişilerden biri olarak, onun diğer bir tutkusunun da Atatürk olduğunu iyi biliyordum. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün odağında, Galatasaray’ın dünü, bugünü ve yarınında bir gezintiye çıktık Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı İnan Kıraç ile.. İpet Altınay 524 yıllık bir eğitim kurumu, 82 yıllık bir Cumhuriyet ve 24 yaşındaki Galatasaray Eğitim Vakfı.. Nereden başlayalım? İnan Kıraç: Atatürk’ten. Bugün 82 yaşındaki Cumhuriyetimiz bir kapıyı açmaya zorluyor; AB’nin üyesi olma çabası içindeyiz. Eğer Türkiye bir Müslüman ülke olarak Avrupa sistemi içinde yaşayabilmenin kapısını araladıysa, bunun tek sebebi Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ün Türkiye’yi modernleştirmesi, Türk insanına ve Türk kadınına verdiği değer ve yaptığı devrimlerdir. Atatürk son zamanlarda bilhassa dış basında çok konuşulan, hakkında çok yazı yazılan bir lider. İşte böyle bir liderin Galatasaray’a olan ilgisini, çok az kişinin bildiği bu bilgileri sizlere vermek istiyorum ki, Galatasaray içinde bir belge niteliğinde kalabilsin. Atatürk’ün hangi takımı tuttuğu tartışılır yıllardır. İnan Kıraç: Bunlar lüzumsuz tartışmalar. Geçenlerde, Yalçın Bayer’in köşe yazısında yer verdiği, Galatasaray Liseli gazeteci-yazar Orhan Karaveli’nin yakında çıkacak ‘Tevfik Fikret Gerçeği’ adlı kitabından alıntıları okudum. Reis-i Cumhur’a Galatasaray Lisesi’ni ilk ziyaretinde soruyorlar “Siz de mi Galatasaraylısınız?” diye. “Ben kulüp tutmam. Çünkü hepsi benimdir.” diye cevap veriyor. Gerçekten de, Türkiye’de bir yere gelen insanların takımlarını, kulüplerini unutmaları gerekir. Kaç kez ziyaret etmiş Lise’yi? İnan Kıraç: Üç kez. Atatürk’ün çok güvendiği, inandığı, sevdiği birkaç insan var ki onların çoğu Galatasaray Liseli’dir. Hepimizin yakınen bildiği Ruşen Eşref Bey, ki Galatasaray Lisesi’ne girdiğiniz vakit onun büstü karşılar sizi, Cumhuriyet Gazetesi’nin kurucusu Yunus Nadi ve milliyetçiliğine hayranlık duyduğu, çok takdir ettiği Tevfik Fikret Galatasaray Liseli’dir ve Atatürk’ün en yakınındaki kişilerdir. Atatürk’ün Galatasaray Lisesi’ni tam üç kez ziyaret etmesinin ve Galatasaray’a büyük düşkünlüğünün nedenlerinden biridir bu yakın dostları. Bir diğer neden de Atatürk’ün Fransızca’yı çok iyi bilmesidir. Fransızca tedrisat yapan bir okulun ne durumda olduğunu görmek istemiştir. O devirde Türkiye’deki yetişmiş insan gücünün büyük kısmının Galatarasay Liseli olması da Atatürk’ün Galatasaray’ı üç kere ziyaretinin nedenlerindendir. “Tarih dersini Fransızca okutmayın.” İnan Kıraç: Atatürk Galatasaray Lisesi’ne ilk gelişinde, derslere giriyor ve müfredatı çok beğeniyor. Tek itirazı tarih dersini Fransızca okutamazsınız diye oluyor; Türk tarihini Türkçe okutun. Dönemin müdürü Fethi İsfendiyaroğlu’na okuldaki müfredat programını inceletmek istediğini söylüyor. “Bu program denenmiş ve başarılı olmuş program. Bu nedenle askeri liselerimizde biz de buna uyan bir program yürütmek istiyoruz.” diyor. Atatürk’ün ziyaretinden sonra kalabalık bir ekip Galatasaray Lisesi’nde aşağı yukarı iki ay süren bir çalışma yapıyor ve askeri liselerdeki müfredat Galatasaray Lisesi ile aynı paralelliğe getiriliyor. Atatürk’ün Lise’ye ikinci gelişinde Mektep Müdürü İsfendiyaroğlu’na, bir sorununuz var mı, benim yapabileceğim bir şey var mı? diye soruyor. İsfendiyaroğlu da “İlkokul kurup, Anadolu’dan gelen genç çocukları alabilmek ve yatılı okutmak istiyoruz.” diyor. Bunun üzerine Atatürk bugün Galatasaray Üniversitesi’nin bulunduğu Ortaköy’deki binayı Galatasaray’a veriyor. Bir dönem biz kız öğrencilerin 8 yıl boyunca okuduğu muhteşem bina.. İnan Kıraç: Evet. Çok enteresandır, Galatasaray Lisesi’nin kurulmasına neden olan Abdülaziz yaşamının son devresini o binada geçiriyor ve orada ölüyor. Bir rivayete göre o binada öldürülüyor. Başka bir rivayete göre de orada intihar ediyor. Bu ziyaretler hangi yıllarda oluyor? İnan Kıraç: 1930, 32 ve 33 yıllarında. Atatürk’ün ziyaretlerinin en büyük anısı ise kendi fotoğrafına attığı imzadır. Dikkat ederseniz Galatasaray Lisesi’ne dememiştir. Galatasaray’a diye imzalamıştır. Camiası olan, birbirine bağlı, birbirinden kopmamış bir kuruma ilk anlamını veren o resimdir. Galatasaray’ı bir bütün olarak almıştır. Ne kadar özel bir dönem.. İnan Kıraç: Galatasaray, her zaman devletine adam yetiştiren bir kurum olmuştur. Beyoğlu’nun güzelliği içinde yaşayarak, örf adet, yaşam tarzı öğreten bir kurum aynı zamanda. O devirde Galatasaray Lisesi’ne talebe imtihanla alınmıyor. Ama her talebenin öz geçmişini arayan ve her Anadolu şehrine ayrılmış kontenjanı olan bir yatılı okul yapısı var. Takriben %20’ye yakın leyli meccani (Devlet tarafından yatılı okutulan) imkanı olan bir okul. Çok kuvvetli bir Fransız kadrosu var. İkinci Cihan Harbi’nden sonra kalan çok iyi hocaları muhafaza ediyor. Tabii dengeyi bulabilmek için, kuvvetli Fransız kadrolarına karşı çok kuvvetli de bir Türk kadrosu oluşturmak mecburiyetinde. Başa dönersek aslında Abdülaziz’in getirdiği modern, dışa açık eğitim sisteminin başlangıcı, Cumhuriyet devrinde şekillenerek daha iyileşiyor, mükemmelleşiyor ve Atatürk’ün bunda büyük katkısı oluyor. Bu katkı İsmet İnönü devrinde de devam ediyor. Fakat çok yazıktır ki, Demokrat Parti’nin ilk iktidara gelişinde Milli Eğitim Bakanı olan Tevfik İleri, Galatasaray Lisesi’nin statüsünü değiştirerek normal liselere katıyor, bu duruma Fransız Hükümeti de uyum sağlayarak tecrübesiz hocaları liseye göndermeye başlıyor. Ecevit Hükümeti’nin de anlayışı farklı olmamıştır malesef. Türkiye’nin siyasi, sosyal ve ekonomik istikrarı bozuldukça, Galatasaray Lisesi Türkiye ortalamasına iyi bir model olacağına, mevcuda benzetilmesi yoluna gidilmiş ve lider yetiştiren, önderlik yapan, devletine adam yetiştiren bu okul bir dönem çok bozulmuştur. Galatasaray Lisesi 1980, 82’ye kadar giden 30 senelik bir duraklama ve çöküş devresi yaşamıştır. Tam o dönemde, bir grup Galatasaraylı’yla kolları sıvayıp Galatasaray Eğitim Vakfı’nı kuruyorsunuz. İnan Kıraç: Galatasaray Eğitim Vakfı hadisesiyle, Fransızlar’la yapılan yeni anlaşmalarla ve Galatasaray Üniversitesi’nin kurulmasıyla son 12 senedir yine bir çıkışa geçilmiş, bugün yine gerek üniversitesinde, gerek lisesinde ve ilköğretiminde Türkiye’nin en başarılı çocukları yetişmektedir. Bugüne gelecek olursak? İnan Kıraç: Bugün, değişen müfredat şekillerine uyum için Galatasaray eğitim sistemi büyük mücadele vermektedir. İlköğretime kura ile talebe alınması, İlköğretim döneminin 8 yıla çıkması, öğrencilerin liseye devamı için Galatasaray’da bir imtihana mecbur kılınması, orta öğretimde ancak beş sene beraber olunabilmesi ve liseye diğer okullardan imtihanla talebe alınması gibi değişkenler var. Üniversitesi olması dolayısıyla bugün bunları kaynaştıracak, birleştirecek bir sistemi gerek vakıf içi, gerek toplumun diğer kurumları araştırmaktadır. Öyle zannediyorum ki buna da bir yol bulunacaktır. Tabii sevindirici tarafı da şudur; Galatasaray Lisesi’nin, Galatasaray Üniversitesi’nde %25 kontenjanı vardır. Buraya en iyi talebelerimiz girmektedir çünkü derecelenme imtihan neticesindedir. Çok hızlı bir değişim dönemi yaşıyoruz. Bu değişimde Galatasaray her zamanki gibi öncü olabiliyor mu? Bugünün gençlerine ve eğitimcilerine ne tavsiye edersiniz? İnan Kıraç: Bugünkü gençlik çok mühim. Bugünkü jenerasyonu tartışan gruplar var, ama yaşlı nesil gençliği anlamakta zorluk çekiyor. Gençlerin kavrama kabiliyetiyle, beyin yapısıyla bizim döneminki aynı değil. Bizim 24 saatte yapabildiğimizi, onlar belki yarım saatte yapabiliyorlar. Teknoloji o kadar hızlanmaya başlandı ki, her yere ulaşılabilir hale gelindi. Bu onların kafa yapısını çok değiştiriyor. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde olan hadiseyi o an görmen mümkün. Bilgisayarınla her yere ulaşman mümkün. İstediğin bilgiyi bulabiliyorsun, herhangi bir araştırmayı çok çabuk yapabiliyorsun, aradığın bir konunun bütün detayı önüne gelebiliyor. Önümüzdeki yıllarda bilgisayarların sürati daha da artacak, elinin içine aldığın telefon bilgisayar olacak, dünyanın her yerine ulaşabileceksin. Dolayısıyla bir genç bir yandan bütün bunları yaparken, müzik dinleyebiliyor, aynı zamanda TV seyredebiliyor ve hepsini beyninin ayrı yerlerine yerleştirebiliyor. Ben buna inanmıyordum ama bugünkü gençlik değişik şeyleri beyninin değişik yerlerine yerleştirme kabiliyetinde hücrelere ve güce sahip. Buluşabiliyor muyuz bu yeni nesil ile? İnan Kıraç: Böyle bir gençliği nerelerde birleştireceğiz? Nerelerde serbest bırakacağız? Bunu bulmamız lazım. Muhakkak olan şu ki, önlerine sonsuz bilgiyi alabilecekleri teknolojiyi koymuş olmamız lazım. Yani laboratuvarlarımız, kütüphanelerimiz, bilgisayar merkezlerimiz sabaha kadar açık olmalı ki, çocuk ne kadar çalışmak istiyorsa o kadar çalışmalı. Ne kadar araştırmak istiyorsa o imkanlara ulaşabilmeli. Dolayısıyla eski tutuculuğumuz, şu saatte yatacaksın, şu saatte kalkacaksın ve şu olacak, bu böyle olacak deme devri bitti. Buna alışmalıyız. Artık gençleri anladıkları lisanla herhangi bir şeye bağlayabilirsiniz. Bir şeyi ezberletip efendim bu böyledir, bunu ezberleyeceksin, manasını da karıştırma, sana ne diyemezsiniz. Dememeniz lazım. “Galatasaray bugün Türkiye’nin en iyileri arasında” Şu aşamada biz daha eski Galatasaraylılar’a düşen görev nedir? Yeni Galatasaraylı gençliğe ne yapmamız lazım? İnan Kıraç: Bizi tanıyabilmelerine fırsat vermemiz lazım. Bizden ne alacaklarını onlar biliyorlar. Bildiklerimizi, yaşadıklarımızı onlara anlatmakla yükümlüyüz. Bazılarına gülüp geçecekler, ne saçma diyecekler. Ama bazılarına da demek bu da olmuş diyecekler. Unutmamalı ki, insan yaşadıkça bir şey öğreniyor, tecrübe kazanıyor. Dolayısıyla, illa o hatayı yapacak ki; sonra idrak edecek. Öğrenebilmeleri için zamana ihtiyaçları var. Mezunlarımız Galatasaray Lisesi’ni arada sırada gezsinler ama karışmadan. Çocukların %60’ı, %70’i kütüphanelerde ders çalışıyor. Üniversiteye gidin, her an kütüphanesi ve bütün çalışma yerleri açık, herkes çalışıyor. Büyük bir yarış halindeler. Galatasaray Lisesi’ne gözü gibi bakan, senelerdir duvarını çizmeyen, sırasına ismini yazmayan bir gençlik var. Onları rahat bırakalım, kendi düşüncelerimize hapsetmeyelim, kendimize göre yönlendirmeyelim. Bugünkü çocuklardan hiçbir korkum yok. 30 veya 50 yıl sonraki Galatasaray nasıl olacak? Bu hızlı değişimle birlikte ne öngörüyorsunuz? İnan Kıraç: Galatasaray bugün Türkiye’de gerek bina yapıları olarak, gerekse içindeki teknik yatırımlar olarak laboratuvarlarıyla, salonlarıyla ve imkanlarıyla Türkiye’nin en iyileri arasında. Eğer biraz önce söylediğim gibi, çocuklara diğer açılımları verebilirsek, öyle zannediyorum ki Galatasaray Türkiye’de yine eski noktasına gelecektir. Avrupa Türkiye’siz yapabilir mi? O soru işareti. Bana göre Avrupa doyum noktasına gelmiştir. Bir şekilde hem kendi gençliğine, hem dünya gençliğine boyun eğmek zorunda. Türkiye de en genç nüfusa sahip ülkelerden biri. AB’ye girelim veya girmeyelim, sistemin doğru ve bize uyan kısımlarını alabilir, kendi kültürümüzün ve milliyetçiliğimizin doğrularıyla birleştirebiliriz. Öyle zannediyorum ki 30 sene sonra Türkiye dünyadaki ilk beşe girebilir. Sizi Galatasaray’dan koparamayan nedir? Bir cümleyle? İnan Kıraç: Bir cümle kısa. Okulda okuduğum yıllar ve aldığım tecrübe, eğitim ve sevgi.. Ama hepimiz aynı yıllardan geçtik. İnan Kıraç: Bilemiyorum. Annesini ve babasını çok küçük yaşta kaybetmiş olan bir İnan Kıraç, herşeyini Galatasaray’da bulmuş bir İnan Kıraç. Sonraki hayatında da evlendiği insandan, önce paylaşmasını öğrenen bir İnan Kıraç. Haliyle insanın paylaşma yeri önce okulu oluyor başlangıçta, sonra topluma yöneliyor insan. Kendi öz çevrende, okulunda iyisini yapabilirsen, topluma da açılabilirsin. Suna da, ben de okullarımıza hep hassas olduk. Sevgimizi verdik. Karşılıksız çalıştık. Ama sevgiyi de bulduk. Dolayısıyla vermesini bilen, paylaşmasını bilen insanlar olarak şimdi hedeflerimizi büyütüyoruz. Suna Hanım ile, bazı olanaklarımızı yalnız kendi küçük çevrelerimizde, kendi okullarımızda, yakınlarımızda Türkiye ile paylaştık. Şimdi eğer imkan ve şartlar uygun olabilirse; Suna ve İnan Kıraç Vakfı olarak İstanbul’a bir kültür merkezi kazandırmak istiyoruz. Galatasaray eğitim kurumları da, Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın hayatiyeti boyunca devamlı geliri olacak bir yapıya kavuşacak. Suna kendi toplumuyla barışık bir insandır. En mühim şey sağlıklı yaşamak ve olanakları çarçur etmemek, topluma faydalı olabilecek yerlere kanalize etmek. Son bir mesajınız var mı? İnan Kıraç: Artık parçalanma yerine bütünleşmemiz lazım. Bir devrede her yerde ayrı bir kurumumuz olması gerekliydi. Yine gerekli ama daha kuvvetli olabilmek için birleşmeliyiz. Kanımca önce derneklerin birleşmesi lazım, tek dernek çatısı altında. Bu üniversiteli, bu liseli, bu ilköğretimli, bu 2 sene okumuş, bu 5 sene okumuş bu mektepli, bu mektepsiz dememeliyiz. Kültürümüz hepimizi kucaklayacaktır. Ne mutlu Türküm diyene! Ve ne güzel Galatasaraylıyım diyene! |