Kozalak
Beko’dan Dans Tiyatrosu

Proje Adı: Beko’dan Dans Tiyatrosu Kozalak
Kurum ismi: Beko Ticaret A.Ş.
Halkla İlişkiler / İletişim Danışmanı: Plan Tanıtım
Yapıldığı Dönem: Aralık 1997 – Şubat 1999

Pazarlamanın Okulu olarak bilinen Beko müşterimiz olduğu anda bizler de bu okulu dışardan takip eden öğrenciler olmuştuk. Atılacak adımlardaki birinci öncelik Beko’nun pazarlama strateji ve hedeflerini desteklemek olduğundan Reklam ve Pazarlama-Satış Departmanları ile neredeyse birlikte yaşanan uzun bir dönemden sonra yapılabileceklerin ne olduğu aşamasına gelindi.

Önce İletişim Stratejisi Hedefi belirlendi.

Pazarlama hedeflerine paralel olarak; A ve B SES gruplarındaki marka tercihini artırmak.

  • Odakta toplum faydası güden, markaya saygıyı, güveni ve teknoloji imajını pekiştiren ana temalarda iletişim sağlayarak ve insana verdiği değer ile tüketicinin yanında olduğunu hissettirerek, marka bilinirliğini artırmak.
  • Hedef Kitlede “Beko Marka”sının özel bir değer ifade etmesini sağlayarak, satın alma duygusunu uyandırmak ve Beko markasını tercih eden sosyo-ekonomik grup yelpazesini yukarıya doğru genişletmek.
  • “Beko Bir Dünya Markası” iletişim sloganını PR faaliyetleriyle de destekleyerek ve ikna gücünü kullanarak pekiştirmek.

  • Hedefe ulaşmada ölçümlenecek kriterler ise; bilinirlik oranı, markaya duyulan güven, teknoloji boyutundaki algılama düzeyi, toplum üzerindeki etki, yurtdışında da tercih edilen bir marka olduğunun algılanması idi.

    Bu dönemde Beko EFQM Avrupa Kalite Ödülü Yarışması’na başvurmuştu ve kuvvetli adaylardan biriydi. Değerlendirme kriterleri arasında yer alan “toplumsal sorumluluk ve toplum üzerindeki etki” yaratacağımız projelerin yönünü de belirliyordu.

    Beko’dan Dans Tiyatrosu Kozalak bu sürecin sonunda ortaya çıkan bir prodüksiyon oldu. Kozalak Beko’nun pazarlama hedeflerine destekleyici orta vadeli halkla ilişkiler stratejisinin içinde başı çeken bir çalışma olarak planlandı. Aynı strateji içinde yer alan bir diğer etkinlik Beko’dan Çocuk Tiyatrosu Küçük Prens Kozalak ile aynı dönemde ve aynı salonda gerçekleştirildi. Ücretsiz sergilenen bu oyunu özellikle maddi durumu kısıtlı olan, daha önce hiç tiyatro görmemiş çocukların izlemesi Beko tarafından sağlandı. Aynı dönemde devam etmekte olan BekoHaber yayını ve BekoTime radyo programları ile gösterimler desteklendi.

    Beko’dan Dans Tiyatrosu Kozalak

    Nihai Hedef
    Öncelikle Türkiye’nin A ve B1 SES grubuna mensup sanata değer veren kesiminde -yabancı marka kullanımının en üst düzeyde olduğu grup- Beko markasının saygınlığını artırmak.

    Proje Hedefi
    Türkiye’nin dünya ve özellikle tercih edilen Avrupa ile entegrasyonunda çok önemli bir toplum kültürü göstergesi olan “sanata verilen değer”i ve öncelikleri vurgulamak ile sanatını gerçekleştirirken dünya standartlarındaki düzeylere ulaşabilmiş ama yine de vatanını terketmemiş sanatçılarımıza teşvik sağlamak ve diğer kurumlara örnek olabilmek.

    Hedef Kitle
    Sanata değer veren ve sanatı takip eden her yaştan -özellikle İstanbul’da yaşayan- A ve B SES grubuna mensup kişiler ve basın yoluyla kamuoyu

    Neden Bale ve Dans Tiyatrosu?
    Bale tartışmasız A ve büyük öçüde de B SES grubuna yönelik bir sanat dalıdır. Baleyi gerçekten sever ve anlayarak izlersiniz ancak sevmiyor ve anlamıyor olsanız bile karşısında değilsinizdir ve reddedemezsiniz.
    Diğer sanat kollarında olduğu gibi olumlu duygu ve düşünceler üreten ve uyandıran balede müzik ile kulaklara, dans ile göze hitap edilmektedir. Baledeki görsel ve müzik anlatımın yanı sıra Dans Tiyatrosu’nda sözel anlatım fırsatını da yakalıyor olmamız nedeniyle Kozalak’ın bir dans tiyatrosu olmasına karar verildi.

    Beko’dan Dans Tiyatrosu Kozalak Nasıl Oluştu?
    Beko’dan Dans Tiyatrosu Kozalak, müşteri-halkla ilişkiler ajansı-reklam ajansı üçlüsünün birarada uyumlu ve inançla çalışmasının başarıda en önemli kriterlerden biri olduğunun en güçlü örneklerinden biri olmuştur.
    Hiçbir zaman bizlere kendilerini müşteri ya da patron gibi hissettirmeyen, her zaman çalışmaların içinde, ajanslarının yanında ve arkasında yer alan müşterimiz Beko’nun tüm ekibi ve klasik reklam-halkla ilişkiler çekişmelerini bir an bile yaşamadan müthiş bir paylaşım ve karşılıklı destek sağladığımız Beko’nun o dönemdeki reklam ajansı Güzel Sanatlar ekibi olmasaydı Beko’dan Dans Tiyatrosu Kozalak’ın sahneye konması belki de bir düş olarak kalabilirdi.
    Aynı şekilde Kültür Bakanlığı’nın ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi Yönetiminin anlayış ve destekleri; Hülya Aksular, Sibel Sürel, Oktay Keresteci, Kürşat Başar ve Işık Yenersu’nun ustalıkları; ekipteki herkesin heyecan ve inancıyla bu proje bir düş olarak kalmadı.
    Ajansımız konulan hedeflere uygun projelerin beyin fırtınaları içinde dalgalanırken o güne kadar birçok projede destek aldığımız İstanbul Devlet Opera ve Balesi Başbalerini Hülya Aksular’ın yıllardır düşünü kurmakta olduğu projesinden bahsetmesiyle herşey birdenbire kendi yolunu bulmaya başladı.
    Hülya Aksular kendi hayatından da yola çıkarak iki bale sanatçısının öyküsünü anlatan bir eseri yaratmayı ve bu eseri Türkiye’de uygulamasına rastlanmayan Dans Tiyatrosu konsepti içinde oluşturmayı düşlüyordu.
    Ülkemizde popüler olmayan bir sanat dalında, Türkiye’nin yetiştirdiği dünya standartındaki bir bale sanatçısı, toplantı salonumuzun ortasında bir yandan dans tiyatrosunu anlatıyor, bir yandan müzikleri mırıldanıyor bir yandan da dans ediyordu.
    Fikirden sahne aşamasına gelişimiz yaklaşık 6 ay sürdü. Tüm detayları anlatmak bizim için çok keyifli olurdu ama bunun için ayrı bir kitap yazmak gerekebilir. Aşağıda bu projenin (bazı noktalarda Küçük Prens’in de) gerçekleşmesinde önemli bulduğumuz bazı noktalar üzerinde durmaya çalışacağız.

    Her sponsorluk birbirine benzemez
    Sponsorluk kelimesinin taraflara hatırlattığı şey çoğunlukla çeşitli aktivitelerin ortasına gelişigüzel yerleştirilmiş bez veya vinil afişler üzerinde yer alan ürün, marka veya firma isimleri oluyor. B ir caz konserini izlemeye gelmiş sanatseverin gözüne sokulmaya çalışılan ve neredeyse “Ben olmasam sen bu konseri izleyemezdin!” mesajını veren koskoca tabelaların aslında ne kadar itici olduğunun farkında mıyız acaba?

    Tüketicinin bir sponsorluk ilişkisini doğallıkla kabul edebilmesi için, marka ve aktivitenin pek çok ortak nokta ve değeri taşıyor olması gerekir. Sponsorluk ilişkisinde temel olan aktivite ile marka arasındaki ilişkiyi açıklayamadığımız zaman emek ve bütçe israfı kaçınılmaz olduğu gibi tüketici nezdinde de karmaşık algılamalara neden olabiliyoruz. Ayrıca sponsorluk uzun soluklu bir ilişki biçimi olduğundan, ne kadar emek verilirse o denli güçlü sonuçlar alınabilir.

    İşte bu bakış açısından yola çıkarak Beko’nun mevcut bir projeye sponsor olması yerine -tıpkı kendi markasını yarattığı gibi- kendi özgün prodüksiyonunu Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ve ekipleri ile işbirliğine giderek yaratmasına dikkat edildi.

    İşe “Beko Dans Tiyatrosu / Çocuk Tiyatrosu” demek yerine “Beko’dan” diyerek başladık. Sahne, salon, fuaye, davetiye, bilet, katalog, afiş, outdoor, broşür, antetli kağıt, dosya, basın bildirileri, sanatçı röportajları gibi kullanılan tüm malzeme ya da unsurlarda Beko markasını ne ölçüde, nasıl kullandığımız konusunda genelde Beko ve Güzel Sanatlar ekibinin görüşünü almaya da dikkat ettik.

    Sanatçısından ışıkçısına, dekorcusundan terzisine, ses teknisyenlerinden yer göstericisine, yer göstericilerin kıyafet seçiminden beden dillerine kadar prodüksiyonu gerçekleştiren ekipte (ki aynı dönemde Küçük Prens’in de prodüksiyonuna başlandığı düşünülürse ekibin ne kadar kalabalık olduğu tahmin edilebilir) “parayı veren firma Beko” duygusunun uyanmamasına dikkat edildi ve Beko prodüksiyonun hep bir parçası oldu. Yani bir anlamda aktivite ile marka arasındaki ilişki oyunun sergilendiği an değil, prodüksiyon çalışmaları başladığı zaman kuruldu.

    Hiçbir şekilde bizden talep gitmediği halde Hülya Aksular, Sibel Sürel ve Kürşat Başar’ın basına verdikleri beyanatlarda Beko’nun fonksiyonunu olması gerektiği gibi ifade ettiklerini görmek sanırız bu sponsorluk anlayışının bir parçasıydı. Bu çerçevede Beko ekibi de her zaman itiraz ve önerilerini parayı veren olarak değil, ekibin bir parçası olarak ortaya koydu. Beko’nun sanata ve sanatçıya destek olan, saygı gösteren, uzmanlara ve profesyonellere güvenen bu yaklaşımını prodüksiyona dahil olmayan sanatçılardan ya da konuyla doğrudan ilgili olmayan basın mensuplarından -toplum liderlerinden- sohbet aralarında duymak da işin kreması oldu.

    Mesajlar yalnızca sözlü mü olur?
    Beko’nun markalaşma sürecinin başarısında önemli faktörlerden biri de “Beko Bir Dünya Markası” sloganı olmuştur. Bu kadar oturmuş bir sloganın altında ezilmeyecek, Beko markasının özelliklerine ters düşmeyecek aksine yeni bir açılım katabilecek, kendi başına ifade gücü olan ve Beko’nun sanata olan bu yeni açılımını aktarabilecek bir slogan bulmak gerekliydi.

  • Beko, çağdaş kalite ve yönetim anlayışı ve yüksek teknolojiye sahip ürünleri ile, Türkiye’nin ürettiği evrensel bir “marka”dır.
  • Beko, dünya standartlarındaki yeteneklerini ülkemiz sınırları içinde icra eden sanatçılarımızı evrensel nitelikli özgün prodüksiyonlarda destekleyerek “Sanat” alanında da topluma hizmet etmektedir.
  • Beko’nun reklam stratejisi uzun süredir uzay ve teknoloji temasıyla, ürün ve hizmet kalitesinin vurgulanması üzerine kurulmaktaydı. Ve marka araştırmalarında da Beko denildiğinde ilk akla gelenler arasında uzay, teknoloji, dünya markası, mavi sözcüklerinin oranı son derece yüksekti. Beko’nun kapısından yeni girmekte olduğu sanat kulvarı ise insanlara daha duygusal çağrışımlar yaptıran, ayakları yeryüzüne basan, daha yumuşak renkte, daha soyut bir kavramdı.

    Beko’nun ve sunduğu uzay çağı teknolojisinin uzak ve soğuk rengini, sanatın evrensel değerleri, dili ve sıcak dokunuşu ile örtüşmesini ve birbirlerini tamamlamasını sağlamak amacıyla sloganı “Teknoloji ve Sanat Evrenseldir” olarak belirledik. Tüm materyallerde Beko mavisinin yanında maviye uyum gösteren, konrast oluşturmayan ama sıcak olarak nitelendirilen renklerin kullanıma özen gösterdik. Bu slogan Beko’nun bundan sonra içinde bulunacağı tüm sanatsal nitelikli aktivitelerin de başlığı olarak kabul edildi.

    Görsel hafızanın gücünden faydalanmak özellikle basında kullanım kolaylığı sağlamak amacıyla “Teknoloji ve Sanat Evrenseldir” sloganı bir de görsel ile desteklendi. Ve bu görselin de “Teknoloji ve Sanat Evrenseldir” sloganın kullanılacağı her etkinlikte kullanılmasına karar verildi. Bu yazıyı hazırlamak için geri dönüp basın kupürlerine baktığımızda bu görselin yazılı basın tarafından ne kadar çok ve uzun süreli kullanıldığını görmek hoş bir duygu.

    Kalite ve kaliteli ekip
    Türkiye pazarının ikinci markası adına bir iş yapıyor olmanın zorlukları olsa da keyfinin yanında insana zorluk gibi gelmiyor. Her zaman rastladığımız daha ucuzu yok mu mantığı kimi zaman tüm halkla ilişkiler uygulayıcılarını kaliteden ödün verme noktasına getiriyor. Kalite ve insana verilen değer anlayışı bu kadar ön planda olan bir marka ile çalışmanın en güzel tarafı kaliteli malzemelerle ve kaliteli insanlarla iş yapmak oldu. Tabii ki bütçe kısıtlamaları, Genel Müdür Gündüz Özdemir’in “Bunu inceltin biraz!” nidaları yüzünden başta kurgulamış olduğumuz birkaç şeyi (TV gösterimi, yaygın outdoor çalışması, Türkiye turnesi gibi) gerçekleştirme imkanı bulamadık ama reklam ve halkla ilişkiler faaliyetlerine harcadığı her kuruşun tüketicisinden geldiğinin bilincinde olan bir markanın bu etkinliğinde kaliteden taviz verilmedi.

    Ve ekip çalışması; hepimiz günboyu birçok yerli-yabancı kaynaklardan ekip çalışmasını okuyor, günlük hayatımızda bu kavramı sıklıkla kullanıyoruz. Ekip çalışması, bunun ne olduğunu hisseden -bilmek yetmiyor hissetmek çok önemli- kişilerin oluşturduğu bir ekip varsa gerçekten ekip çalışması olabiliyor. Özellikle bu sektörde yeni olanlara şunu söylemek isteriz ki; ekip çalışmasının ne demek olduğunu kesinlikle öğrenin, ne olduğunu ve neleri başarabileceğini ise ancak gerçek bir ekip çalışmasının içinde olduğunda anlayacaksınız. Nasıl mı? Hissederek ve hayata geçirerek…

    Bürokrasi her zaman öcü değildir
    Projenin detaylarının belirlenmesinin hemen ardından Beko’nun bu projeye bakışı, hedefi, yapılmak istenenler ve hedeflenen sonuçlar Devlet Opera ve Bale Yönetimine ve Kültür Bakanlığı Müsteşarlığına karşılıklı görüşmelerle aktarıldı. Daha sonra Beko firması her iki kuruma durumu anlatan ve destek talep eden resmi yazısını gönderdi. Bu görüşme ve yazışmalarda temel alınan nokta; Devlet-Özel Sektör işbirliği çerçevesinde Türkiye’de bir ilke imza atma arzusuydu.Kozalak’ın sahnelenmiş olması yine hepimize göstermelidir ki, iyi projeler ortaya konduğunda, sebep-sonuç ilişkisi sağlam kurulduğunda, taraflar arası iletişim şeffaf ve net olduğunda bürokrasi bir öcü değildir. Sağlığa, eğitime, kültür ve sanata az bütçenin ayırılabildiği ülkemizde bu konulara eğilmek tüm reklamverenlerin görevidir. Yalnızca Kozalak değil bugüne kadar çeşitli Bakanlıklarla müşterilerimiz adına yaptığımız işbirliği çalışmaları da Devlet’in Özel Sektör ile işbirliğine ne kadar yatkın ve destekçi olabildiğini bizlere ispatladı.

    Bilet satış stratejisi
    Her kesimden özellikle çocuğu hedeflediğimiz ve özellikle hiç tiyatroya gidememiş çocuklara önem verdiğimiz Küçük Prens’in biletlerine ücret uygulaması yapılmadı. Bale gibi yaygın olmayan bir dalda, Türkiye’nin yetiştirdiği sanatçı ve ekiplerle sahneye konan ve üstelik olağanüstü bir emeğin sonucu olan Kozalak’ta ise “bedelsiz” bir uygulamanın projeye zarar vereceğinden hareketle biletlerin ücretli olmasına karar verildi.

    Bilet bedellerinin saptanması dönemi epey tartışmalı geçtiyse de sonuçta Kozalak’ın bilet satış fiyatı bir sinema biletinden daha düşük olan AKM’nin fiyatlarına uygun olacak şekilde belirlendi. Biletler İstanbullular’ın alışık olduğu noktalar olan AKM Gişesi’nden, Vakkoramalar’dan ve oyunun sergilendiği Terakki Vakfı Kültür Merkezi’nden satışa sunuldu. Biletlerden elde edilen gelirle sanata ve sanatçıya yönelik bir fon oluşturulacağı ilk andan itibaren her fırsatta vurgulandı.

    Beklenmedik Gelişmeler

    Kültür Bakanı İstemihan Talay Geliyor…

    Aralık 1997’de gösterime başlayan Kozalak 1998 Mart’ında Kültür Bakanı’nı misafir etti. Oyun başlamadan önce kurulan sıcak ilişkiler devam ediyordu ama talep Bakanlıktan geldi. Bunun üzerine Kültür Bakanımız İstemihan Talay’ın katılacağı gösterime Ankara, İstanbul ve Koç Holding protokolü davet edildi.

    1998 yılının Türk Balesi’nin 50. Yılı olması da hoş bir tesadüf oldu ve gece Türk Balesi’nin 50. Yılı onuruna gerçekleştirildi. Sunuculuğunu da eski bir bale sanatçısı olan Çiğdem Tunç üstlendi.

    Kültür Bakanının katılımıyla gerçekleşen bu gösterim aynı zamanda 3 ay boyunca elde edilen gelirin daha önce kamuoyuna duyurulduğu şekilde yeniden sanata döndürülmesi için bizlere iyi bir fırsat oluşturdu. Gösterimin ardından düzenlenen küçük bir seremoni ile çeşitli illerdeki dört Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’ne eğitim amaçlı televizyon ve video Bale Ana Sanat Dalı Başkanları’na; İstanbul Devlet Opera ve Balesi Bale Bölümü’nün kullanımı için AKM Bale Stüdyosu’nun ihtiyaçları olan dans muşambası, havalandırma sistemi, jaluzi ile televizyon ve video da İDOB Müdürlüğü’ne Beko tarafından teslim edildi.

    Aynı seremonide dönemin Koç Holding Yürütme Kurulu Başkanı İnan Kıraç İstemihan Talay’a Türk Balesi’nin 50. yılı anısına Kozalak plaketi takdim etti.

    Berlin Yolcusuyuz…

    İstemihan Talay’ın Türk Balesi’nin 50. Yılı dolayısıyla gerçekleşen Beko’dan Dans Tiyatrosu Kozalak gösterimine teşrifinin ardından, Cumhuriyetin 75. Yıl Etkinlikleri kapsamında 1998 Ekim’inde Berlin’de gerçekleşecek İstanbul in Berlin Festivali’ne Kozalak eserini talep etmesi hepimizi müthiş gururlandırdı ve iki gösterim için Berlin’e doğru yola koyulduk.

    Belki Türkiye çapında bir turne şansımız olamadı ama gerçek bir Devlet-Özel Sektör işbirliğiyle Avrupa’ya açılmayı başardık.

    Kozalak, bir başka sanat eserine daha ilham oldu…

    Perde kapatmaya yaklaştığımız günlerde Ressam Gülgûn Haksal Kozalak’ı seyrettikten sonra esinlenerek yaptığı ve Kozalak adını verdiği resmini hediye etmek isteyince kapanış gecesinin konsepti kendiliğinden ortaya çıktı. Mayıs 1998’de son gösterimden sonra Ressam Gülgûn Haksal tablosunu Hülya Aksular’a hediye etti.

    Biz perde kapatmamış mıydık?
    Nasıl kendimizi Ankara’da bulduk?

    Gösterimde olduğumuz aylar boyunca çeşitli illerden gelen talepleri kimi zaman sanatçılarımızın sahne programlarından dolayı kimi zaman da mali gerekçelerle karşılayamadık. Ama perde kapattıktan 9 ay sonra Bakanlık’tan ve ODTÜ’den talep gelince yaklaşık 30 kere seyrettiğimiz Kozalak’ı ne kadar özlediğimizi farkedip, bu sefer işten önce duygusal sebeplerle heyecanlandık.

    1999 Şubat’ında Ankara’da ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’ndeydik . Tabii Ankara’da olunca izlemeye gelen protokolün özellikle devlet protokolünün yoğunluğu başlangıçta bizleri biraz korkutmadı değil aslında. Devlet-Üniversite-Özel Sektör işbirliğinde düzenlendiğini duyurduğumuz bu gösterimi Kültür Bakanımız İstemihan Talay ikinci kez izledi ve Beko Ticaret A.Ş. Genel Müdürü A. Gündüz Özdemir’in katkılarını bir plaketle ödüllendirdi. Yaklaşık 900 kişinin izlediği bu gösterimin bilet geliri ise “Sekiz Yıllık Kesintisiz Eğitime” bağışlandı.

    Gösterim sırasında yüreklerimizi hoplatan bir olayı da nakletmeden geçmeyelim. Oyunun başlangıcında Sibel Sürel’in elinde bir mektupla sahneye gelip koltuğa oturması gerekiyordu. Bizler Sibel’in kıvrak hareketlerle koltuktan kayarak yere oturduğunu gördüğümüzde taş kesildik. Sonradan anlaşıldı ki koltuğun ayağı kırılmıştı ve Sibel ustaca bunu atlatmıştı. Tabii çoğu organizasyonda olduğu gibi izleyiciler bunu işin bir parçası sandılar.

    Sonuçlar
    Beko’dan Dans Tiyatrosu Kozalak’ın sonuçlarını değerlendirmek çok da kolay değil. Kağıda dökülebilir olanların dışında kalan; bir izleyicinin gözünden dökülen gözyaşı, bir başkasının ertesi sabah yazdığı mektuptaki duyguları, kulağımıza gelen yorumlar, illerden gelen taleplerin sıcaklığı, oyunu görmeye gelen bir bale sanatçısı adayının yüzündeki ifade, bilet satışının düşük olduğu soğuk bir günde heyecanla gişenin önünde bekleyişimiz vb. belki bir işin başarısında ortaya konulan kriterler olarak yer almıyorlar ama bu kriterlerin bizler gibi insanla iletişim kurmayı seçmiş profesyoneller için anlamı kimi zaman gözle görülür, rapora dökülür sonuçlar kadar etkileyici ve önemli.

    Tıpkı yıllardır müşterilere, bir davete gelen mutsuz kalabalıktansa o daveti uzun süre hatırlayacak ve iyi izlenimlerle ayrılacak kişilerin hedeflenmesini anlatmaya çalışmak gibi. Ya da basında alınan st/cm veya reklam eşdeğerinden çok, o haberlerin hangi sayfanın, neresinde, hangi ifade ile kullanıldığının önemli olduğunu anlatmak gibi.

    Gelen birçok tebrik mesajı ve mektubun yanı sıra özellikle ertesi yıl bazı firmaların var olan projelere bütçe ayırmak yerine kendi prodüksiyonlarını gerçekleştirme yolunu seçtiklerini görmenin de Beko’dan Dans Tiyatrosu Kozalak’ın sonuçları arasında yer alabileceği düşüncesindeyiz.
    Sonuçta;
    Gösteri süresi: Aralık 1997 – Mayıs 1998 (Ekim ’98 Berlin ve Şubat ’99 Ankara)
    Gösteri Adedi: 28
    Yer: Terakki Vakfı Kültür Merkezi
    İzleyici Sayısı Yaklaşık: 9.000 kişi
    Yazılı Basın Toplam: 125 kupür / 8.229 st x cm Olumlu haber oranı: %100
    Tiraja göre erişim: 10.809.590 kişi
    Görsel basın: (TV) 13 TV kanalı / 34 haber
    Toplam süre: 01:33:11
    Olumlu haber oranı: %100