İlgi, ilişki ve iletişim Dr. Erdal Atabek’in sevdiğim bir sözü vardır; ‘ İlgiyi ilişki sanıyoruz. İlişkiyi iletişim sanıyoruz. Oysa iletişimi bilmiyoruz.’
Ve örnekliyor; ‘Bir sofra çevresinde ilişki kurmak, televizyonu birlikte izlemek... Sadece ilgidir, sadece ilişkidir ama asla iletişim değildir.’ İletişim meselesinde öylesine çok ‘doğru bildiğimiz yanlış’ var ki! Bu yanlışlıklar yoğunluğunu hem kişisel iletişimimizde de, hem de profesyonelce kullanmaya çalıştığımız kitle iletişiminde aynı oranda yaşıyoruz. Son söyleyeceğimi hemen baştan belirteyim. İkisinin de altında temel neden olarak, tam gazla çalışan ‘egomuz’ var. Örneklemek gerekirse; karar mercii bir üst düzey yönetici, çalıştığı firmanın piyasaya sunmuş olduğu bir ürünün görsel sunumunu değiştirmeye karar verir. Bu ürün, kısa bir süre zarfında düşünüldüğünden de daha çok tutmuştur. Kullanıcıları da giderek artmaktadır. Etrafındaki profesyonel danışmanlar ‘Aman, yapmayın, önce bir araştırma yapalım. Bakalım kullanıcılarımız ne düşünüyor?’ diye uyarır. Yönetici ‘Bu ürünün piyasaya sunulmasına ben karar verdim. Şimdi üzerinde değişiklik yapmak için, tüketenlere mi soracağım? Ben bilmeyeceğim de, onlar mı bilecek?’ diyerek alaycı bir ifade ile kararında direnir. Bu tipik bir ego sorunu değil midir? Piyasaya sunduğunuz bir ürün veya hizmet, satın alınmaya başladığından itibaren sahiplilik büyük ölçüde el değiştirir. Basit bir örnek; diyelim ki yıllardır aynı marka ve model bluejean giyiyorsunuz ve vücut şeklinize, zevkinize ve o marka ile modelin size vermiş olduğu aidiyet duygusuna göre edindiğiniz bu alışkanlıktan memnunsunuz. Yeni bir kot pantolon almak için mağazaya gidiyorsunuz, aynı marka ve modelden bedeninize göre bir tane kapıp, denemeden eve gidiyorsunuz. Evde deneyince bir hayalkırıklığı yaşıyorsunuz; meğer o modelde değişiklik yapılmış! Kendinizi aldatılmış gibi hissetmez misiniz? Hissedersiniz ve bu hayalkırıklığının acısını onlardan çıkarırsınız, bir daha satın almazsınız. Yıllardır içtiğiniz sigara markasının, ambalaj rengini ve logosunu aniden değiştirdiğini düşünün. Bir sabah bakkala gidiyorsunuz ve göz ucuyla beyaz paketleri tararken, bakkal size kırmızı bir paket veriyor. Nasıl hissedersiniz? Kot pantolon veya sigara firması ‘Sana ne, mal benim, istediğim gibi değiştiririm!’ diyebilir mi? Ölçeği, sektörü, konusu ne olursa olsun, yaptığınız ticaretin karşılığında size ücret ödeyen kişi, yaptığınız bu fiiliyata ortaktır artık. Onunla iletişime geçmeniz şart. Egonuzu kenara bırakarak… ‘Davranışları anlamak kolay mı? Küçücük bir hareketi anlamak kolay mı? Anlamak ne demek? Anlamını doğru bilmek demek. Bir kaş çatımını, bir dudak bükümünü, bir bakışın gelip geçmesini görebilmek, görmekten öte anlamak... Kolay mı?’ diyor Dr. Erdal Atabek. Yıllardır aynı sofrada oturduğunuz, birlikte televizyon seyrettiğiniz kişiyle en son ne zaman iletişime geçtiniz? Egonuzu kenara bırakarak… Belki zordur ama hayalkırıklığından iyidir. İpet Altınay |
|---|