Mustafa Sarıgül marka mı, yoksa haber mi?
Siyasiler genelde iletişimde inandırıcı değillerdir. Zira kendileri gibi olmaktansa, “siyasi” gibi olmayı tercih ederler. “Siyasi” gibi olmak onların daha önce görmüş ve öğrenmiş oldukları bir modeldir. Halk bunu istiyor diyerek, hamasi bir tutum ile siyasi bir nutuk atarlar. O tutum ile nutukun arkasında inandırıcı bir şey olmadığını gören vatandaş ise siyasete olan güvenini nihayetinde kaybeder.
Örnek ve isim vermeye gerek yok, zira yıllarca “onlar” tarafından yönetildik. Hafızamızda inandırıcı olmayan yüzlerce anı taptaze duruyor.
Derken, geçmiştekilerden farklı bir lider girdi hayatımıza. Farkı “kendi gibi” olmasıydı. İletişimi de kurarken kendi gibi davranıyordu, söylemleri birisi gibi değil, kendi şahsına münhasırdı. Nitekim, son seçimde AKP tek parti olmayı kıl payı kaçırdı. Recep Tayyip Erdoğan ise Başbakanımız. Ve halkın kendisine olan kredisi sürüyor.
Fakat konumuz Erdoğan değil. Siyasi iletişimde farklı bir boyut yakalayan bir başka lider adayı; Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül.
Sarıgül’ün iletişimdeki farkı ona hedeflediği liderliği sunar mı bilemeyiz ama medyada gündem olmaya bir süre daha devam edeceği kesindir.
Sarıgül’ün eski siyasilere göre farkı; hem iletişimin sebep-sonuç ilişkisini, hem de neyin haber olacağını iyi bilmesi. Bu konuda da bir profesyonele taş çıkartacak kadar zeki olması.
Mustafa Sarıgül ile ilgili bu incelemede kaynak olarak kullanılan iki röportaj var. İki röportajcı da işinin ustası ve zeka olarak Sarıgül’den aşağı kalmazlar. Nuriye Akman’ın Zaman Gazetesi’ndeki röportajı ile Fatih Altaylı’nın Kanal D’deki Teke Tek programı.
Nuriye’nin Nisan 2004 tarihli röportajından Sarıgül’ün iletişimle ilgili yorumlarını sayfaya aldık. Teke Tek programında ise; Mustafa Sarıgül Altaylı’ya, hafif de diklenerek, “Eğer haber değilsem, neden beni bu programa çağırdın?” diye sormuştu.
İşin esası şu; Mustafa Sarıgül CHP Gençlik Kolları’nda kamp yaparken, kendi deyimiyle çok önemli halkla ilişkiler dersleri almış. Dolayısıyla markalaşma ve haber olma konularını biraz anlamış. Ancak halkla ilişkiler ihtisasına devam etmemiş olsa gerek ki; iletişimin tüm aşamalarını öğrenmemiş.
İletişim teorisinde bilinen dört aşama var;
- Farkında olma
- İlgilenme
- Arzulama
- Eylem
Bu dört aşama da birbirinden önemli ama eylem anı, hem bir önceki aşamaların ne kadar başarılı işlendiğine bağlıdır, hem de ilk aşamalardan bağımsız gerçekleşebilir. Eylem, yani satın alma veya buradaki örnekte oy verme, nihai hedeftir.
Farkında bile olmadığınız bir partiye ya da lidere oy veremezsiniz. İlgilenmediğiniz bir lidere de oy vermezsiniz. Arzulamadığınız bir partiye ya da lidere hiç oy vermezsiniz. Ancak, varlığının farkında olduğunuz, fikirleriyle ilgilendiğiniz ve hatta arzuladığınızı daha önce belirttiğiniz bir lidere de eylem anında oy vermeyebilirsiniz. İşte bu yüzden iletişim karmaşık bir meseledir.
Sarıgül, ünlü olmak ile marka olmayı birbirine karıştırıyor. Medyada çok haber olunca ise iyi bir lider olunacağını sanıyor. Oysa medyada çok haber olmak, sadece “farkında olma” evresini ilgilendiriyor. İlgilenme, arzulama ve eylem gerektirecek iletişimi de medya kanalıyla kurabilirsiniz ama söylemin içinin dolu olması gerekir, yani mesajın net ve anlaşılır olması.
Mustafa Sarıgül’ün nasıl haber olduğuna küçük bir örnek olay: Şişli Belediyesi sınırları içinde, sıradan bir sokakta, sıradan bir oyun parkı vardır. Bir kaydırak, iki salıncak ve bir tahteravalli, birkaç banktan oluşur. Bu sıradan oyun parkı medyada nasıl haber olur?
Hemen açıklayalım da profesyonel iletişimcilere de küçük bir ders olsun; bir temizlik ekibi sokarsınız, boya badana yaptırırsınız, ışıklandırırsınız ve parkın ismini değiştirirsiniz “Tanju Okan Parkı” yaparsınız! Tabii zamanlama çok önemli, sanatçının vefatını müteakip yaparsınız bunu. Okan’ın ailesini, sanatçı dostlarınızı ve gazetecileri çağırır bir de açılış yaparsınız. Konuşma yapmak için ses düzeni ve kürsüyü ihmal etmezsiniz. İşte küçük bir sokaktaki eski bir oyun parkından nasıl geniş haber yapılır’ın hikayesi…
Sarıgül, Türkiye’deki birçok üst düzey yöneticinin ve sanatçının düştüğü tuzağa düşüyor.
Medyada “çok” haber olmak sizi “iyi” ya da “çok satın alınır” kılmaz. Olsa olsa ihtiyacınız olan ego tatminini sağlar. Ünlü olmak ise marka olmak değildir. İlk akla gelen kişi olmak ya da gazete ve dergilerde çok sözü edilmekle marka olunmaz. Çok sık kullandıkça marka kelimesinin de içini boşaltıyoruz.
İpet Altınay
|