Eylül bereket ve verimlilik ayı; Üşenme, Erteleme ve Vazgeçme!
Yaz rehavetinin ardından, işte eylül ayındayız.
Doğaya ve doğala bakarak, biz insanların ve toplumların da hareketleneceği, bir ekip oluşturarak ürünlerini toplayacağı, plan, program ve sistem dahilinde hazırlık yapacağı bir dönem. Malum, önümüz kış, hazırlıksız yakalanmak istemeyiz sert şartlara.
Astrolojinin, temel özellikleri tespit ederken doğaya ve doğanın dört unsuruna baktığını biliyor muydunuz? Toprağa, suya,havaya ve ateşe… Bahar ayları, doğanın kendini sakladığı sert koşullu kış aylarının ardından, temkinli ve kararlı olarak yeniden doğuşa hazırladığı, yaz ayları ise kendini ve ürününü ortaya çıkardığı, rahatladığı bir dönemdir. Sonbahar ise, özellikle eylül ayı ortaya sunduğumuz ürünü toplama zamanıdır. Yani hasat!
Her ne kadar bu muhasebe döneminde insanlar kendine dönüp, sükûnet ve derinlik içinde bir iç hesaplaşmaya gidiyorsa da, toprak ve doğa verdiği mahsulün de yerde kalmasını değil toplanmasını ister. Bu da planlı bir sistem içinde ekip çalışmasını gerektirir. Dolayısıyla, insan için hem içsel, hem de dışsal olarak bir hareketlenme değil midir bu?
Gerçi doğadan ve doğaldan uzaklaşalı epey oldu biz uygarlık dönemi insanları için. Ama her şeye rağmen insan algıladığı kadar farkındadır. Mevsimleri ve doğayı eskisi kadar algılayamasak da, yine de içsel olarak birşeylerin farkındayız.
Farkındalığımızı kirleten en önemli faktör ise yine uygarlığın bize ödettiği çeşitli faturalar. İşte kriz, işte insanlar arası sevgisizlik ve güvensizlik.
Toprağa basmadan betonlar arasında yaşayarak, oksijen yerine kirli hava soluduğumuz, doğadaki suyu kirlettiğimiz için plastik pet şişelerde arındırabildiğimiz suyu tükettiğimiz bir ortamda, doğaya ve doğala başkalaşan insanlar haline geldik.
Ve bu yüzden belki de doğanın en önemli hasat döneminde, biz hala üşeniyor, erteliyor ve vazgeçiyoruz. Oysa önümüz kış!
Mümin Sekman, “Kişisel Ataleti Yenmek” adlı kitabında (Alfa Yayınları, Tel: 212 / 511 53 03, Faks: 212 / 519 33 00), ataleti (tembelliği, eylemsizlik halini) üç düzeyde yaşadığımızı söylüyor; 1. Kişisel atalet, 2. Kurumsal atalet, 3. Ulusal atalet.
Maşallah her üç düzeyde de atalet içinde yaşadığımız şu dönemde, yazar ideal atalet davranışlarını şöyle tanımlıyor “Yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımız ve yapmamamız gerektiği halde yaptıklarımız”.
Minik bir kişisel liste yapıp, üşendiğimiz, ertelediğimiz ve vazgeçtiğimiz şeyleri maddeleyip, bunların yerine neler yaptığımıza bir göz atarsak, toplumsal depresyonumuzun temelini de kavramış oluruz sanıyorum.
Belki şirketimiz ya da ülkemiz için hemen yapabileceğimiz bir şey yoktur, ama kişisel ataletimizi şimdi ve hemen bırakabiliriz. Tek bir kişi, kurumu, kurum ise toplumu etkileyecektir inanın.
Eylül geldi. Bereket ve verimlilik zamanı.
Haydi hareketlenelim!
İpet Altınay
|