Kedi, köpek, kuş, balık, böcek, vb.

İnsanlarla iletişimi bitirdik de konu hayvanlara, böceklere mi geldi?
Sizin soracağınız bu soruyu baştan ben sorayım da, gelebilecek her türlü yargıya karşı önlem alayım dedim.
Tabii ki ne insanlarla, ne de kendimizle kuracacağımız sağlıklı iletişim konusu bitemez. Ama iletişim ve ilişkiye geçme eylemleri bir bütün değil midir? Ben birileriyle şöyle bir iletişime geçerim, ama birilerine de kapalıyımdır denebilir mi?
Bir insanın tavrını ve sevgi gösterme biçimini güneşe benzetirsek, güneş kendi yüzünü gösterirken ve ısıtırken birilerini seçip elemez ki! Yargılamaz, ayırım yapmaz. Herkese istisnasız aynı ışını gönderir. Biz “insan” olarak güneşten daha mı güçlüyüz, daha mı farklıyız?
Evet, savunmamı yaptım, şimdi konuya giriyorum.
Hayvanları hep sevdim ama yakın ilişkiye ve iletişime son iki-üç senedir geçtim. Bu da hayata bakışımı değiştirdi. Mekanıma pervasızca yerleşen tek bir kedi, zamanla iki oldu. Derken devreye sokak kedileri, köpekleri, kuşlar ve bilumum hayvanlar girmeye başladı.
Sabahları ayılmak için gözlerimi bir noktaya dikmiş kahvemi içerken, karşı damdaki kargaları dikkatle izlediğimi ve ortak davranış biçimlerini algıladığımı farkettim.
Ve hayvanlarla bir iletişim kurulabildiğini farketmiş olmaktan inanılmaz bir haz duyuyorum. Fakat burada ince bir nokta var. İletişimi siz kurmuyorsunuz, eğer izin verirseniz ve yeteri kadar dikkat ederseniz, onlar sizinle iletişim kuruyor. Hem de kengi jargonlarıyla, kendi özel lisanlarıyla.
Evdeki ve işyerindeki kedi zaten kontrolü ellerine geçirmiş durumdalar. Onlar ne derse, ne isterse o oluyor. Zamanla denetim kurduğunuzu sandığınız bu iletişim biçiminde, asıl patronun o olduğunu anlayıveriyorsunuz.
Bir süredir, sabahları en az yarım saatimi evimin çevresindeki köpek ve kedileri beslemeye ve sevmeye ayırıyorum. Kediler patisiyle şöyle bir dokunup, köpekler çenelerini kucağıma dayayıp tanımlayamayacağım bir ifadeyle gözlerimin içine bakıp teşekkür ediyorlar. Enerji dolup, iş hayatının tüm yükünü taşıyabilecek şekilde güne başlıyorum. Gerçi yakınlarımın uyarısına da kulak asmıyor değilim; yakında peşinde 40 köpek, 80 kedi dolaşacak, seni çatlak ilan edecekler diyorlar. Dikkat edeceğim, söz!
Fakat çözemediğim bir konu var. Doğadaki tüm canlılar “canlı” olma niteliğinden dolayı eşit ve özel iseler, bu böcekler neyin nesi oluyor? Özellikle hamamböceklerinden bahsediyorum. Çocukluğumdan beri fobiye varan bir korkum olduğu için mi, mekanda bulunan her bir böcek, hatta sinek üstüme üstüme geliyor, hatta üzerimde yürüyor?
Nadir sayılamayacak dönemlerde insiyaki olarak attığım çığlıkların çoğu üstümde yürüyen bir böcekle ilgilidir. Tamam, üstümde yürümeleri bir hata, ama henüz başka bir kötülüklerini görmedim ki!
Yaşadığım mekanlarda ilaçlamaya çok dikkat etmeme rağmen, yine geçen haftalardan birinde, ben evimin kapısını anahtarla açıp girmeye çalışırken, bir kibrit kutusunun yarısı ebatlarında bir hamamböceği fütursuzca kapının altından girdi bile. Ben de onu öldürdüm.
Bu vahşetimle vicdanım savaşırken, birkaç gece sonra, uykumun derinlerinden fırladım, ışığı yaktım. O ne? Bir akrabası yine üzerimde yürüyor. Yine öldürdüm.
Birkaç saat uykusuz kalıp, neden bu ve benzeri olayların hep benim başıma geldiğini düşünmeye başladım. Şimdilik işin içinden tam çıkmış değilim.
Ben bu konu üzerinde çalışırken, siz de eğer henüz yaşantınızı bir hayvanla paylaşmıyorsanız, bu inanılmaz zenginliği hayatınıza sokmakta gecikmeyin derim.
Çabaya girmenize gerek yok kanımca, niyetlenmeniz ve dikkatle bakınmanız yetecektir. Mekanınıza yerleşmeye niyetli bir ev hayvanıyla muhakkak gözgöze geleceksiniz!

İpet Altınay