Tek kişilik dershanede

İnsan yaşamı boyunca -her ne tür bir yaşantı sürerse sürsün- kendiyle uğraşıyor. Yaşam bir dershane, siz ise yaşamınız boyunca öğrencisiniz sanki. Evet, burası tek kişilik bir dershane. İçinde onlarca, yüzlerce insanı misafir ettiğiniz tek kişilik bir dershane.
Tek kişilik bu dershane! Çünkü ilişkide ve iletişimde bulunduğunuz -belki bir yaşam boyu ya da sıkışık trafikte kendinizi derin bir sohbet içinde bulduğunuz taksi şoförüyle sadece yirmi dakika- her deneyiminiz iki ya da daha fazla kişiye ait gözükse bile, sizin orada, o anda ve onlarla hissettiğiniz duygular ve aklınızdan geçen düşünceler eşsiz ve sadece size özel!
Size bir tokat atsam? O tokatın yanağınızdaki acısını ve içinizde bir yerdeki sızısını benimle ya da bir başkasıyla birebir paylaşabilir misiniz? Ben vicdan azabı, kızgınlık ya da zorbalık gibi duygu ve düşünceleri deneyimlerken, siz yediğiniz tokatla kırılan gururunuz, şaşkınlığınız ve kendinize acımanız ile uğraşırsınız. Buna seyirci kalan ya da dinleyen kişi ise kendine özel yargılamalarını yaşayacaktır. Her birimizinki bize özel ve eşsizdir.
İş yerinizde yaptığınız toplantılarda da durum değişik değil. Toplantıda prezantasyonu yapan kişinin heyecanını siz bilemezsiniz ki! Sadece kendinizle meşgulsünüzdür orada ve o anda. Ne anladığınızla, bu söylemden size ne görevler düşeceğiyle, hatta dün akşam eşinizle ettiğiniz kavgayla… Onun dün gece sırf bu prezantasyon yüzünden uykusunun kaçtığını, onaylanma ihtiyacının onu sıkıştırdığını, hatta ellerinin gizli gizli terlediğini… Bilemezsiniz!
Patronun yaşamına özenirsiniz. Onun gibi olmak istersiniz. Bilemezsiniz, işinden çıkıp evine gittiği zaman yaşadığı dramları. Çünkü kendi dramlarınızla meşgulsünüzdür. Patron da sizinkilerle ilgilenmez zaten.
Eşinizle kavga ettiğinizde hep siz haklısınızdır. Tüm eşler haklıdır zaten. Kimse kimsenin ne düşündüğünü ve ne hissettiğini tam anlamıyla bilemez. Kişi kendi dünyasındaki derslerle ilgilidir çünkü.
Bazen düşünmüyor değilim, yaşanan duygu ve düşünceler eşsiz ve özel ama sanki bu tek kişilik dershaneler hep aynı. Dersler de aynı. Siz sadece yaşamınız boyunca alacağınız derslere ve kredilere karar veriyorsunuz, bir de onları hangi stilde öğreneceğinize.
Binbeşyüz yıl önce Floria’nın, aşık olduğu erkeği, Saint Augustin’e yazdığı mektubu kitap haline getiren Jostein Gaarder (Hayat Kısa - Vita Brevis, Pan Yayıncılık, faks 212 / 227 56 74) metinleri Latince’den Norveççe’ye çevirirken farklı mekan, zaman ve oyuncularla donatılmış bir öyküde yaşanan duygu ve düşüncelerin günümüzdeki ile farklı olmadığının heyecanını hisetmiş miydi?
Ya Nietzsche? 1844 yılında doğ, zor ötesi bir yaşam geçir, hatta çıldır, 1900’de yaşama veda et. Üzerinden yüzyıl geçsin. Ve insan hala kendini sende bulsun. İnternet üzerinde her milletten üniversite öğrencileri aralarında sevgi ve saygı ile seni tartışsın. (“Nietzsche Türkiye’de hala doğmayı bekliyor.” diyor Cogito’nun yeni çıkan özel sayısı. Yapı Kredi Yayınları’nın -faks 216 / 293 07 23- Kış 2001 tarihli 25 özel sayısı “Nietzsche: Kayıp Bir Kıta” ismini taşıyor. Bu keşfi kaçırmayın!)
Çeşitli öğretiler, insanın yaşamında yaşadığı tüm olayları ve kişileri (dersleri) kendinin seçtiğini söylüyor. Kanımca bunu inkar edenler, yaşamlarını edilgen konumda sürdürmeyi seçmiş olanlar. Yine bir seçim söz konusu yani. Hayat bunu karşıma çıkardı, ben bunu seçmedim, diyenlerin yaşamlarının o dönüm noktalarına bir dönüp o noktada başka hangi seçenekleri vardı diye düşünmeleri yerinde olur. Belki de seçeneksiz ve edilgen kalmayı tercih etmişlerdir. Bu da bir seçim değil mi?
Amor Fati (Kaderinizi sevin) diyor Nietzsche. Tüm dershaneler, tüm dersler, ne kadar birbirine benzemez, ne kadar dolambaçlı gözükürse gözüksün, eninde sonunda sevgi ile tanışıyorsunuz.
Ve seçiminizi yapıyorsunuz.


İpet Altınay