Sen dili - Ben dili
Oldum olası “Ben” kelimesi ile başlayan ısrarlı ifadelerden rahatsız olmuşumdur. Ben merkezci yaklaşımların abartılması çok sıkıcıdır. “Ben, ben var ya ben…”
Kendinden çok bahseden yazıları okumam, kendini çok anlatan insanları dinlemem. Yaşamın kendi etrafında döndüğünü sanan/varsayan insanlardan çok sıkılırım. Yazılı ya da sözlü herhangi bir söylemin dışında tutuluyormuş hissine kapılıyor insan. Bu his, doğal olarak diğer “Ben”i de uyarır. Yani siz de “Ben“ demeye başlarsınız. Ve artık kimsenin dinlemediği, herkesin konuştuğu açık oturumlara benzer bu iletişim.
“Birçok insanın şöyle şöyle eylemde bulunmaya pekala hakları vardır. Ama bu konuda kendilerini savunmaya başlarlarsa, artık kimse onlara inanmaz.” diyor Nietzsche.
Bir tür kendini aklamak için fazlasıyla gayret göstermek gibi değil midir, “Ben-ben”cilik? Bu kişilerin kendi kendilerine saygı göstermeleri için, başkaları tarafından onaylanmaya ihtiyaçları vardır. Kendileri tek başına yapamazlar bunu. Haklı bulunmak isterler, çünkü haklı olduklarından emin değillerdir. Hele kendini sürekli savunmak, karşındaki kişiyi aksine ikna etmenin en güçlü yollarından biridir.
“Kendinden çok sözetmek kendini gizlemenin de bir yoludur.” diye pekiştiriyor Nietzsche söylemini. Haksız mı?
“Ben dili” ile ilgili, sanki birbirinin aksiymiş gibi iki söylemi daha var Nietzsche’nin;
“Kendini görmezden gelmek, iyi görmek için gereklidir.”
“Kendinden hiç sözetmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür.”
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Böyle mi diyorsunuz?
Demeyin! İşte, Nietzsche’yi benzersiz, çok etkili ve büyülü kılan da bu. Gerçek tek yönde değildir. Bir tane gerçek yoktur.
Bu yazı “Ben dili”ni savunmaya ve önermeye yönelik. Ama “Ben”in her türünü de gözden kaçırmamak lazım.
“Ben dili bizim toplumumuzda, kendini beğenmişlik ve bencillikle karıştırılır. Ancak, ben dili bireyin kendini herşeyin merkezine koyup çevresine buradan bakması anlamına gelmez. Ben dili, olumsuz duygular yaşayan ya da öfkeli olan kişinin, olumsuz etkilendiği davranışı ve bu davranışın onun üzerinde yarattığı etki ve duyguları karşısındaki kişiye açıklamasıdır. Ben dili, saldırı niteliği taşımaz, bu yüzden de ben dili kullanan kişiler daha iyi duyulabilirler. Çünkü saldırgan ifadeler karşı tarafı daima savunmaya ya da saldırıya iter. Ben dili dürüstlüğün en etkili ifadelerinden biridir ve karşı tarafa kişinin kendinden sorumlu olduğu mesajını verir. Duyguların sen dili yerine ben diliyle ifade edilmesi karşıdaki kişinin sorumluluğunu fark etmesine ve kendini ifade edenin daha iyi anlaşılmasına yardım eder.” (Zuhal Özer, http://www.biltek.tubitak.gov.tr/dergi/97/mayis/ofke.html)
Ve örnekler;
Sen dili: Beni incitmekten zevk alıyorsun.
Ben dili: Bu davranışın beni çok incitti.
Sen dili: Zaten bana hiç zaman ayırmazsın, hep çok işin vardır.
Ben dili: Bana daha çok zaman ayırırsan mutlu olurum.
İşte dargınlıklar, küskünlüklerin meydana geldiği, kavga ve tartışmaların kilitlendiği, iletişimin faydasız olduğu “Sen dili” ile, kişilerin birbirini anlayabildiği, anladıkları zaman yargılamalardan arındığı “Ben dili”.
Özellikle öfkenin dile getirilmesi için büyülü bir reçete olarak sunuluyor “Ben dili”. Çünkü öfke en tehlikeli duygulardan biridir. Öfkenin yarattığı enerji çok güçlüdür. Öfkenizi içinizde tutarsanız kendinize, karşınızdakine yönlendirirseniz başkalarına karşı zararlı olursunuz.
Öfkenin bir sonraki aşaması incinmedir ki, onun yarattığı enerjinin içsel olarak daha da zararlı olduğu söylenir.
Duygu ve düşüncelerin birer enerji olduğu salt gerçeğini nasıl olup da unutabiliyoruz? Bu çok güçlü ve negatif enerjileri kendimizi ya da başkalarını hasta etmek için kullanıyor olmamızı anladığımız zaman, işte o zaman, kendi enerjimize saygı duymayı, kendimizi iyileştirmek için içimizde iyi enerji yaratmayı da öğrenebiliriz belki.
“Ben dili”ni doğru kullanmak iyi bir başlangıç olabilir.
İpet Altınay