Ben kriz severim

Kocaman işyerlerindeki tepe yöneticilerin kriz dönemindeki mesailerinin TV kanallarına gözlerini dikip, gün boyu borsa hareketlerini izlemek olduğunu biliyor muydunuz?
Bir kriz safsatası böylelikle sahici kriz haline gelir işte!
“Bir adam, öbür adama dedi ki…” diye başlayan bir kriz olmaz. Bunun anlamı; cerahat çok birikti, patlamak için bekliyor demektir.
Krizi severim çünkü içinde fırsatları barındırır. Daha doğrusu zaten var olan fırsatlar görünür hale gelir.
Kriz kelimesini zehir anlamında düşünelim.
Hergün damlalıkla aldığınız krizi farketmezsiniz, algılayamazsınız. Ama yavaş yavaş ölürsünüz. Oysa 6 ay içinde içinize zerkedeceğiniz krizi tek dozda alırsanız… Ya ölürsünüz, ya hemen ameliyata alınırsınız. Ameliyatta iki seçenek vardır; ya ölürsünüz, ya sıhhatinize kavuşursunuz.
Sıhhate kavuşmak burada bir fırsattır.
Zor olsa da, borsayı, devalüasyonu, dalgalı kur vb. söylemini bir an için bırakıp, büyük resimden bakmaya çalışalım.
Epeydir “gerçek” bir kriz yaşıyorduk.
Gerçek kriz tablosunun en reel göstergesi kişilerdeki ve kitlelerdeki moralsizlikti.
Her kültür seviyesindeki, zengin-fakir herkesin yaşama sevincini kaybetmesi, geleceğe ve güzelliğe olan umutsuzluğu, bıkkınlığı, yorgunluğu, isteksizliği, enerjisizliği, hepsi birer gerçek göstergeydi.
Genel anlamda, kişisel ve kitlesel moral kaybına neden olan bu göstergeler tabii ki nedensiz değildi.
Konu biri birine dedi ki meselesi hiç değildir.
Moralsizliğin tek ilacı moral depolamaktır.
Bunun için yapabileceğimiz -hem kişisel olarak, hem de kitleleri ilgilendirecek şekilde- pek çok şey var.
Önce moral kelimesini inceleyelim. Latince “moralis” kelimesinden pek çok dile geçen moral; sözlük anlamıyla (Petit Larousse, 1962, 11. baskı), “kötüden kaçınmak, iyiyi elde etmek için izlenmesi gereken yolları barındıran bilim” demek.
Her birimiz, iyi ve kötüyü tanıyoruz. Yaşantımızda hem iyiler, hem kötüler var. Moralimiz bozulduğu zaman ise duygu ve düşüncelerimizi “kötü”den ayıramıyoruz.
Oysa “iyi”ye ihtiyacımız var.
Her insanın yaşamını bir T cetveli olarak düşünürsek, iyiler ve kötüler cetvelin her iki yanında yer alır. İyilerin bulunduğu yere konsantre olmakta büyük yarar var.
Sahip olduğumuz değerler, insanlar ve olaylar aslında en büyük zenginliğimizdir. Moral bulmak için biraz da yetingen olmakta fayda var, çünkü moral dediğimiz olay maddiyat ile ilgili değil, doğrudan maneviyat ile ilgilidir. Çok para moral satın alamaz.
Oysa hayatımızdaki güzellikleri (insanları, olayları ve değerleri) sadece sevgi yolu ile alırız. Ve onları sadece sevgi yoluyla elimizde tutabiliriz.
Moralsizlik elimizdeki ve yaşantımızdaki güzellikleri görmemize engel olur. Ama onlar vardırlar.
Özümüzde sadece sevgi olduğunu unutalı o kadar çok zaman oluyor ki!
İhtiras, haklılık savaşı, sahip olma hırsı ile yükselen toplumsal bilinç, kişilere sevgi özünü unutturuyor. Özünü kaybeden her varlığın sonucu mutsuzluktur.
(“Sevgi karın doyurmuyor” diye düşünen pek çok kişiyi, ihtiraslarını gözden geçirmeye ve karnın bir simit ve daldaki bir elmayla da doyduğunu hatırlamaya davet ederim.)
İletişim bütçelerini kısmaya çalışan reklamverenlere ise, kişilerin ucuz veya bedava izleyebilecekleri kültür ve sanat olaylarını bir an önce oluşturmalarını öneririm. Çünkü sanat güzellik içerir. Çünkü sanat moral verir.
Çünkü moralsiz bir toplum şirketlerin ve markaların da sonunu hazırlar.

Ben kriz severim. Kriz zamanları, insanların ve toplumların bilançolarını gözden geçirmeleri için büyük fırsattır.



İpet Altınay