Para sistemini düzeltmek için öneri

Eylül (şimdi 8 yaşında), geçtiğimiz yıla kadar kendini öptürmekten hoşlanmayan bir çocuktu. Duygusal derinliklere sahip olmasına rağmen fiziksel temaslardan kaçınıyordu.
Eve gelen misafirlerden kaçıp, uzun zaman odasına kapanmasının ardında yatan gerçek sıkıştırılıp, mıncık mıncık öpülmek istememesi de olabilir.
Hele, ananelerimizde yer alan bayram kucaklaşmaları iyice kabus oluyordu onun için.

  • Gel Eylül, öp elimi, kucaklayayım seni. Bugün bayram. Sana harçlık vereceğim.
  • Ne yapacağım ki harçlığı? Neden veriyorsun ki! İstemem.

    Okula başlamasıyla birlikte para nosyonuyla da tanıştı Eylül. İstediklerine sahip olabilmenin sırrının “para”ya sahip olmakla eşdeğer olduğunu anladı.
    Artık -bayram olsun olmasın- kendisini kucaklamak, öpmek isteyenlerle, ciddi bir ifadeyle; “Ne kadar harçlık vereceksin?” diye pazarlık yapıyor.
  • Para hayatımıza nasıl girdi ki zaten?
    Çek ve ciro usülünün ilkçağlardan itibaren kullanıldığı biliniyor. Hatta bonoya, Babilliler zamanında rastlanmış. İpotek müessesesinin M.Ö. altıncı yüzyılda mevcut olduğunu yazıyor kitaplar.
    Her nasılsa ve ne zamansa, para hayatımıza bir şekilde giriyor ama bir daha da çıkmıyor.
    Para, hayatımızın bir parçası olacağına, bizler para sisteminin bir parçası haline geliyoruz.
    Para sisteminin bir parçası olmakla, parayı kendimizin ve yaşantımızın efendisi haline getiriyoruz.
    Sonra gelsin devalüasyon, gitsin enflasyon. Çapraz kur, faiz, zam, kredi, bilanço, ciro, dolar, mark, altın, KDV, serbest ekonomi, yatırım, nakit, çek, senet, kredi kartı, fon, banka, iflas… Kriz…
    Ayakta kalabilmenin literatürü bunlar…
    Hele yaşadığımız bu güzelim ülkede… Efendimiz olan “Para Sistemi” ile bir türlü dingin bir ilişkiyi yakalayamadık.
    Bugünün mesaisinin sonunda yine uzun bir bayram tatiline giriyoruz. Ülkenin yaşadığı en ağır ve kasvetli bir kriz tablosu ile birlikte.

    Para sistemini düzeltmek için bir önerim var.
    Para sistemini ortadan kaldırmak.
    Hiç şaşırmayın, olur mu böyle şey demeyin. (Tabii ki olmaz. Sadece hayal edin.)
    Para sistemi ortadan kalkarsa, parayla ilgili olan her türlü sorunumuz da temelden hallolur.
    Ve takas sistemine geçeriz. Sende ne var kardeşim? Pirinç mi? Bendeki nohutla paylaşalım. İkinci paltonu bana verirsen, ben de sana ayakkabılarımdan veririm. Ben çatı onarmasını biliyorum, sen de otlardan başağrısı ilacı yapmasını. Güzel bir anlaşma olacak.
    Her sabah işe gider gibi yola çıkar, önümüze çıkacak alternatiflerle yiyecek temin eder, yardıma ihtiyacı olanlara olanaklarımız çerçevesinde yardım eder, bu yardım karşılığında ihtiyacımız olanlardan bazılarına sahip olabiliriz.
    Belki insanların gerçek değer ve yeteneklerini doğal yollarla ortaya çıkaracak bir sistem olur. Üstelik de tam anlamıyla serbest piyasa ekonomisi.
    Hayal tabii… Ama şunu da düşünmemek olası değil; bir sabaha karşı yeniden bir deprem olabilir ve paralarımızın bulunduğu banka şubeleri yerin dibinde kalabilir. O zaman, elimizde kalacak olan evdeki bulgur, ağaçtaki elma ve yeteneklerimizdir.

    Eylül, istediklerine sahip olmanın sırrının para olduğunu öğrendi. Bu öğreti ona tutumunu değiştirdi.
    Kendini öptürmemesi özgür bir iradeyi temsil ediyordu. Harçlık için özgürlüğünden vazgeçti.
    Özgürlük için parayı istiyoruz. Karşılığında özgürlüğümüzü bir bedel olarak sunarak.



    İpet Altınay