| Derin anlayış, öğrenme ve paylaşma dönemine girdik
Farkında mısınız, alışageldiğimiz pekçok unsurun yerinden oynadığı bir dönemin tam ortasında yaşıyoruz.
Farkında mısınız dedim, zira biz insanlar genelde yaşadığımız olayları, “içinde yaşarken” tam bir bilinçlilik halinde farketmeyiz. Çoğunlukla bir ya da birkaç detaya takılır ve bütüne konsantre olamayız. Ancak o dönem yaşanıp bittikten sonra gerçek bir değerlendirme yapabiliriz.
Hele sıkıntılı bir dönem yaşıyorsak, tüm konsantrasyonumuz sıkıntı karşısında hissettiğimiz duygulara kilitlenir. Bu dönemin içerdiği fırsatlara zihnimiz kapalıdır. Ne zamanki bu dönem biter ve bizler kaçırmış olduğumuz ya da yakaladığımız fırsatları farkederiz, işte o zaman, farkındalığımız artık uyanmıştır. Ne çare ki, bu bilinç durumu geçmişe yönelik çalışır.
Şimdilerde, hem bireysel, hem de ülke olarak yaşadığımız bu büyük sıkıntı içinde de aynı davranış kalıplarını gösteriyoruz. Elbette aksi kolay değil, çünkü bu sıkıntı fazlasıyla zorlayıcı. Endişe, güvensizlik ve korku duyguları aktif şu anda.
Oysa farketmemiz gereken önemli bir şey var. Öğrenme fonksiyonu ancak bir zorluk karşısında tam anlamıyla kendini tamamlar. Bir bebek düşüp canını acıttığı zaman yürümeyi öğrenir. Yürümeyi bilmeden koşmayı hiç öğrenemeyiz.
Ateşe dokunulmaması gerektiğini nasıl öğreniriz? Ancak canımız yandığında!
İşte şimdi de öğreniyoruz. Canımız yanarak öğreniyoruz. Ama canımızın yanmasıyla öyle meşgulüz ki, öğrendiklerimizin (ve öğrenebileceklerimizin) farkında değiliz.
Kendimizi bildik bileli “Bu düzen böyle gitmez!” diyorduk. Ama düzeni değiştirmek için çaba göstermiyorduk. Şimdi düzenin değişmeye başladığı bir dönemin tam içinde yaşıyoruz. Canımız yanıyor. Ve dikkatimiz sadece acıyan canımızda.
Eski Mısırlılar insanı 3 öğeye ayırmışlar; Ka, Ba, ve Vücud… Evrendeki herşeyi böyle tasniflemişler; Ka; aklı, Vücud; maddeyi, Ba ise ruhu anlatır. Bilebildiğimiz en mükemmel yaratık olan insan bu üç mekanizmanın kombinasyonudur. Ancak Ka, Ba ve Vücud birbirinin zıddına çalışan motorlar gibidir. Aklımızla ruhumuzu susturup, bir yandan da bedenimizin sesine ayak uydururken bunalır dururuz. Oysa sistem birbiriyle ilintilidir.
Yanağımıza atılan bir tokat sadece yanağımızı acıtmaz, ruhumuzda derin bir yara açar. Ruhumuza uygun olmayan koşullarda yaşamaya devam edersek, bedenimiz hastalanır. Bu bilgileri anlayacak aklımız vardır ama onu da öylesine yanlış ya da eksik bilgilerle doldurmuşuzdur ki mecalimiz kalmaz bilinç ile çalıştırmaya. Ama o çalışır, çalışmamasına imkan yok, sadece bilinçaltımızda aktif olarak çalışmaya devam ettiği için farkındalığımız uyanış halinde değildir.
Şimdiler bu üç sisteme de kulak verme zamanı. Birinden birini aktif hale getirerek yanılgılara düşme lüksümüz yok. Zihnimiz, duygularımız ve bedenimiz bizim sahip olduğumuz tek hazine. Onları dengeli ve ahenkli çalıştırmak zorundayız.
Zaten pekçok unsur yerinden oynadığı için bu çalıştırmaya zorunlu olarak yöneliyoruz. Memleketimizin tepesinde de değişiklikler oluyor. Kendi bireysel yaşamımızda da. Tüm değişiklikler sancılı oluyor. Ama biz zaten değişmemiş düzenden şikayetçiydik. Şimdi de sancıdan şikayetçiyiz.
Duygularımıza yöneldik şimdi. Epeydir ihmal etmiş olduğumuz duygularımıza. Ama bu sefer de sanki arayı kapatmak için duyguların içinden çıkamıyoruz. Aklımızı ve bedenimizi ihmal etme zamanı değil.
Birbirimizi ve kendimizi daha iyi anlamaya yöneldik. Duygulardan aldığımız bilgiyi aklımızla birleştirmeyi ihmal etmemeliyiz. Hele her zaman her koşulda kendini yönetmeyi bilen bedenimize kulak vermeyi asla ihmal etmeden.
Evet, şimdi anlama ve öğrenme dönemi. Bedenimizden, aklımızdan ve duygularımızdan gelen bilgileri ahenk içinde çalıştırma dönemi.
Küçük bir deney yapalım mı? Şu anda yaşadığınız sıkıntıyı detaylı olarak yazıya dökün. Yazarken mümkün olduğunca yargılamalardan kaçının. Zihninizin size gönderdiği “doğru-yanlış” mesajlarını bir kenara bırakın. Yazıyı bitirdikten sonra tekrar okumayın.
Birkaç saat sonra, yazdığınız yazıyı bir başkasıymış gibi okuyun. Ya da bir yakın arkadaşınıza okutun. (Aslında en çok istediğim benimle paylaşmanız.) Bu yeniden okuma esnasında tüm detayları önce duygularımızla, sonra bedenimizle, sonra da aklımızla değerlendirelim.
Karşımıza detaylardan oluşmuş bir bütün çıkacak. Bu bütünün içinde hem öğrendiklerimizi görebileceğiz, hem de tüm fırsatları.
İpet Altınay
|