| Sorunlarımız ve sahte benlik duygusu
Carl Jung, kitaplarından birinde bir Kızılderili şefle yaptığı bir konuşmayı anlatır. Bu konuşma sırasında, Kızılderili şef onun algısına göre çoğu beyaz insanın gergin bir yüze, sabit bakışlara ve kaba bir davranış tarzına sahip olduğunu belirtir ve şöyle ekler:
“Onlar daima bir şey arıyorlar. Ne arıyorlar? Beyazlar daima bir şey istiyorlar. Onlar daima huzursuz ve rahatsızlar. Biz onların ne istediklerini bilmiyoruz. Onların deli olduklarını düşünüyoruz.”
Ne kadar çok nedenimiz (bahanemiz) var oysa huzursuz ve gergin olmak için? Onlar bunu anlayamaz. Yarın ödenecek faturalar, içinden çıkılmaz trafik, bitirmemiz gereken raporlar, evdeki huzursuzluk, siyatik ağrılarımız, beni zaten kimse anlamıyor, işsiz kalma korkusu, gelecek endişesi, sınavlar, belirsizlikler, keşke’ler, pişmanlıklar, çelişkiler, kalabalık içinde yalnızlıklar, yanlış eş seçimi, fazla kilolar, sorunlar, sorunlar, sorunlar…
Onların ne sorunu olacak? Bir çadır, bir ateş, dağlar, bayırlar, çimenler… Hayatlarında başka ne var ki?
Eckhart Tolle, “Şimdi’nin Gücü” adlı -bence çok çarpıcı- kitabında (Akaşa Yayınları, Faks: 212 / 251 91 46) “Dikkatinizi ‘Şimdi’ üzerinde odaklayın ve bana şu anda ne sorununuz olduğunu söyleyin!” diyor.
Şimdi, tam şu anda, ne sorununuz var?
Binbir tane cevabımız olduğunu düşünürüz elbette. Ama o sorunların her birinin ya geçmişte oluşmuş ama Şimdi’ye taşıdığımız, ya da gelecekte olması muhtemel bir fenalığı Şimdi’den kurgulamakta olduğumuz yalın gerçeğini farketmeyi istemeyiz.
Şu anda, tam şu andaki sorunumuz nedir?
Yoktur ki! Dikkatimiz tümüyle Şimdi’de olduğunda bir sorunumuz olması mümkün değildir.
Şimdi, şu anda olan herşey ya başa çıkılması ya da kabullenilmesi gereken bir durumdur. Onu neden bir soruna dönüştürmeliyiz ki?
Yoksa sorunlara ihtiyacımız mı var?
İşte tam bu noktada duralım!
Yoksa sorunlara ihtiyacımız mı var?
Bu sorunlar ya da ıstıraplar olmadan kimliğimizi mi kaybederiz yoksa?
Geçmişimizden getirdiğimiz veriler bize bir kimlik veriyor. Okuduğumuz okullar, mesleğimiz, evdekiler, iş yerimiz, statümüz… Bu kimliğin unsurlarını tehdit eden her şey bize bir sorun olarak gözüküyor. Zihnimiz ve benliğimiz tehdit altında hissediyor kendini. Korkuyor, endişe duyuyor, öfkeleniyor, saldırıyor…
“Eğer bir ölüm-kalım durumunda, öylesine acil bir durumda kalmışsanız, bunun bir sorun olmadığını bilirsiniz. Bu durumda zihin gezinip onu bir sorun haline getirecek zamanı bulamamıştır. Gerçek bir acil durumda zihin durur; siz Şimdi’de tümüyle mevcut hale gelirsiniz ve sonsuz derecede daha güçlü bir şey idareyi ele geçirir. İşte bu yüzden sıradan insanların birdenbire son derece cesur eylemlerde bulunabildikleri durumlar yaşanır. Herhangi bir acil durumda, siz ya sağ kalırsınız ya da kalamazsınız. Her iki durumda da, bu bir sorun değildir.
Bazı insanlar ben sorunların illüzyon olduğunu söylediğimde kızarlar. Bu durumda benim onları kimlik duygularından yoksun bıraktığımı, böyle bir tehdidi hissederler. Onlar sahte bir benlik duygusuna çok fazla zaman-yatırımı yapmışlardır. Yıllardır, onlar bilinçsiz bir biçimde bütün kimliklerini sorunları ya da ıstırapları olarak tanımlamışlardır. Bu sorunlar ya da ıstıraplar olmadan onlar kim olacaklardır?
İnsanların söyledikleri, düşündükleri ya da yaptıkları şeylerin çoğu aslında korku tarafından yönlendirilir, ki korku daima sizin gelecekte odaklanmanız ve Şimdi ile temasınızı yitirmenizle bağlantılıdır. Şimdi’de hiçbir sorun olmadığı gibi, hiçbir korku da yoktur.”
Sahi şu anda ne sorunumuz olabilir ki? Kızılderili şef haklı mı yoksa? En azından üstünde düşünmeye değer…
İpet Altınay
|