Koşulsuz sevgiyi denemek
Ayşe Arman’ın kedisiyle olan ilişkilerini ve dahi düşkünlüğünü anlatan yazılarını takip ederken, hep derin bir anlayış ve gülümseme havasına bürünüyordum. Yanlış anlaşılmasın, bu hava aynı zamanda -Nietzsche’nin dediği gibi- bir tür kibirliliktir.
Durumu, duyguları ve düşünceleri paylaşmazsın, hatta belki anlayamazsın ama hoşgörürsün.
Bu kedi hikayeleri süregiderken, bir gün bir aylık dergide Arman’ın ve meşhur kedisinin fotoğrafını gördüm. Aman ne de sevimsiz kediydi.
Kibirlilikten kaynaklanan hoşgörü havası bir an kaybolup, “Dünya bir yana, kedim bir yana!” havalarını amansızca eleştiren düşüncelere daldım. Allahtan bir kedi konusu o kadar önemli değildi bunca dünya meselesi varken, çabuk atlattım o duyguları.
Üstelik ben köpekçiydim. Elbette kedilere karşı değildim ama bir gün büyüyünce kocaman bir kurt köpeğine sahip olacağımın hayallerini kuruyordum.
Derken, yaklaşık 6-7 ay öncesinden bu yana hayatım değişti. Artık iş yerinde bir Van (şimdi 11 aylık), evde ise bir İran (şimdi 7 aylık) hanımefendi ikamet ediyor. Tüm bunlar Bayan Elbette ile yapmış olduğumuz bir Van seyahati sonrasında inanılmaz bir hız ile gelişti.
Burada anlatmak ve paylaşmak istediğim, nasıl olup da böylesi bir mucizeyle kedileri dünyama kattığım (pardon, kedilerin dünyasına kabul edildiğim ve istisnasız tüm kedilerin nasıl da sevimli olduklarını anladığım) değil. Zira eğer kedilerle ve ev hayvanlarıyla haşır neşir değilseniz, Ayşe Arman’ın durumuna düşmek istemem.
Ev hayvanlarına sahip olan insanların birbirleriyle olan sevgi ilişkileri, zaten gözlem üzerine kurulu hayatımda, gözümden kaçamazdı.
Yavru kedilerin sahiplerinin dışında en çok gördüğü insanlar kuşkusuz veterinerler. Bitmez tükenmez aşılar ve sağlıklı büyüme takibi yapıldığından 7-8 aylık olana kadar bu durum kaçınılmaz. Hele kedilere alışık değilseniz, gak yaptı, guk dedi derken veterinerlerle olan ilişkiler en az iki katına çıkıyor.
Geçtiğimiz hafta, gecenin ilerlemiş saatlerinde İranlı hanımefendinin 2-3 gündür tuvaletini yapmadığını farkedince bir telaş başladı. Veterinerinin telefonu yanımda yoktu. Geç vakit olmasına rağmen kedi ve köpek sahibi olan arkadaşlarımı aramaya başladım. Müthiş bir yakınlık ve ilgiyle çeşitli yöntemler önerdiler. (Bir arkadaşınızı geceyarısı cep telefonundan arayıp, karnım ağrıyor demeyi bir deneyin isterseniz.)
Yöntemlerin işe yaramaması ihtimaline karşı bir veterinere de danışmak yerinde olacaktı. Bir hastane bulundu, önce arkadaşlardan biri konuştu, ardından kedi sahibiyle konuşmak istediklerini bildirdiler.
Çekinerek aradım. Tanımadığım bir adam. Sesi şefkat dolu. Aklıma gelemiyecek sorular soruyor. Dakikalarca konuştuk, önerilerini sıraladı. Durumun değişmesi halinde (müsbet veya menfi) muhakkak tekrar aramamı istedi.
Veterinerle konuşmamın sonucunu, yardım istediğim arkadaşlar da öğrenmek istiyordu. İlerleyen saatlere rağmen telefon trafiği inanılmazdı. Bu trafik içinde Hanımefendi’nin salına salına kumuna doğru gittiğini ve tuvaletini yaptığını gördüm.
Şimdi sırasıyla yeniden veterineri ve bütün arkadaşları arayıp sorunun çözüldüğünü söylemem gerekiyordu. Yoksa sabaha mı ertelesem, iyice geç vakit oldu. Hayır, veteriner dahil herkes rahat bir nefes almıştı.
Olayda kedinin yerine bir insanı koymak fikri çok ürkütücü geldi. Hastane kapılarından geri çevrilen insanlar, bakımsızlıktan hayatlarını kaybedenler, değil gece vakti güpegündüz hasta olan insanlara karşı duyarsız bakan doktorlar… Bu manzaraları iyi bilmiyor muyuz?
Kendinizi bir doktor muayenehanesinde beklerken düşünün. Diğer bekleyenlerle konuşmaz, hatta gözgöze bile gelmezsiniz. Beklemekten dolayı zaten gerginsinizdir. Doktorun sekreteri sizinle sohbet etmez. Soğuk bir sessizlik hakimdir.
Oysa bir veteriner muayenehanesinde saatlerce bekleyen insanlar şikayetçi değildir. Birbirleriyle hemen sohbete girişirler. Herkes birbirinin hayvanına sevgi gösterisinde bulunur. Bekleme vaktinin nasıl geçtiğini anlamazsınız bile.
Sevgi potansiyeli ve yeteneği her insanın, hepimizin içinde var. Ama birbirimize karşı koşulsuz bir sevgi gösteremiyoruz. Çünkü koşullarımız ve listelerimiz var. O koşullar yerine gelmediği zaman, içimizdeki sevgiden vazgeçip bir canavar haline kolayca dönüşebiliyoruz.
Bir hayvan bize karşı koşulsuz bir sevgi gösterdiği zaman ise savunma duvarımız yıkılıyor ve silahlarımız susuyor. (Savunma da bir tür şiddettir.) Karşılığında yapacak tek şey, aynı koşulsuz sevgiyi göstermek.
Madem böyle bir yeteneğimiz var… Neden biz insanlar birbirimize karşı koşulsuz sevgiyi denemiyoruz.
İpet Altınay
|