Yaşamdaki tuzaklar

Batı düşüncesine, Rönesansa, İslamiyet dahil pek çok dine yön vermiş olan Hermetik bilgileri M.Ö. 3000 yılından günümüze ulaştırarak, kadim Mısır bilgeliğine yeniden can veren Hermetika / Hermes’in Kayıp Sözleri adlı kitap, Ege Meta Yayınları (Tel: 232 / 421 44 49, Faks: 232 / 422 72 12) tarafından okura sunuluyor.
Yunanlılar tarafından “Trismegistus” (Üç Kere Yüce) ünvanı verilen Mısırlı Hermes’in aktardığı bilgiler ve kitapları “Hermetika” adıyla tanınıyor. Bu kadim bilgileri günümüz bilgileriyle de yoğuran Timothy Freke ve Peter Gandy’nin yorumları oldukça ustalık içeriyor.
Hermes’in şiirsel ve ahenkli seslenişiyle (ve Semra Tuna’nın titiz çevirisiyle) bize kadar ulaşan bilgiler, neredeyse günümüz yaşamındaki boşlukları dolduruyor.
Maddenin akıl dışı ıstıraplarıyla kendimizden uzaklaşarak, bir tür cehennem yaşadığımızı söylüyor Hermes. Yaşamdaki tuzaklar diyorum ben bunlara. Her birimizin, sıklıkla düştüğü tuzaklar.
“………
Bunlardan birincisi bilgisizliktir.
İkincisi keder.
Üçüncüsü nefse hakimiyet eksikliği.
Dördüncüsü arzu.
Beşincisi adaletsizlik.
Altıncısı tamahkarlık.
Yedincisi hilekarlık.
Sekizincisi kıskançlık.
Dokuzuncusu hainlik.
Onuncusu öfke.
On birincisi acelecilik.
On ikincisi kötü niyet.
Bu on ikinin ardından daha gelir birçokları,
beden mahpesindeki insanı zorlayan.
………..”
Yaşam koşusunda, kendimizi odakladığımız amaç ve hedefler doğrultusunda, çoklukla kendimizi kaybediyoruz. Aksiliklerle ve sorunlarla karşılaştığımız zaman ise bu tuzakların en azından birine düşüveriyoruz.
Bilgisizliğimizle karşılaştığımız zaman gözümüzü kulağımızı açmak yerine, bir bahaneyle kendi bulunduğumuz konumu savunmaya geçmiyor muyuz? Kedere kapılmak ise neredeyse an meselesi. Büyük resimden bakınca nedir, ne olabilir ki bizi kederlendirebilecek bağımlılıklarımız? İş, ev, başarı, statü, haklılık, mücevherler? Bir düşünsek nelere tamah edebildiğimizi? Öfkelerimizi? Kıskançlıklarımızı? Alelacele tavırlarımızı? Dile getiremesek bile aklımızdan geçen bazı kötü niyetleri?
Bütün bu düştüğümüz tuzaklarla aslında kimseye bir şey yapmış olmuyoruz. Kendimize yapıyoruz. Çünkü o ağır duygu ve düşünceleri hamal gibi taşıyan ve zorlanan bizzat kendimiz değil miyiz?
Kendimize ve hayatımıza hep kendimizin içinden bakıyoruz. Dolayısıyla da kendimizi hep haklı görüyor ve olayların içinde yine kendimize biçtiğimiz ağır rolden çıkmak aklımıza bile gelmiyor. Dışarı çıkıp, bir de uzaktan hayatımıza ve rollerimize baksak, belki görüntü değişiverecek. En öfkelendiğimiz, kederlendiğimiz konuya gülümseyip geçivereceğiz.
Vapurun içine binip, ünlülere “En önemli şey iletişim!” dedirtmekle, gerçek, sağlıklı ve olması gereken bir iletişime kavuşamayız. Olsa olsa “Bunlar önemli bir şey söylüyor olsa gerek!” diye görüntülere ve ünlülere bakakalırız.
Oysa gerçekten en önemli şey olan “İletişim” yolculuğuna çıkabilmek için önce kendimizden başlamamız gerekmez mi?


İpet Altınay