| Hiç satori yaşadınız mı?
“Satori de ne ki?” diye soracaksınız.
Ben de yeni öğrendim. Kelime yabancı geliyor insana ama içeriğini anlayınca, bu durumun hiç de yabancısı olmadığınızı anlıyorsunuz.
“Zen üstatları ani bir içgörüyü, bir düşünce-sizlik ve tam mevcudiyet anını tanımlamak için satori sözcüğünü kullanırlar. (…) Doğanın güzelliğinin, ihtişamının, kutsallığının farkına varmak için orada mevcut olmak gerekir. Siz hiç berrak bir gecede uzayın sonsuzluğuna gözlerinizi dikip de, onun mutlak sessizliği ve akla hayale sığmaz enginliği karşısında huşu içinde kaldınız mı? Siz ormanda akan bir derenin sesini hiç gerçekten dinlediniz mi? Ya da sessiz bir yaz akşamı alacakaranlıkta öten bir kuşun sesini? Böyle şeylerin farkında olmak için, zihnin sessizleşmesi gerekir. Sizin sorunlardan, geçmiş ve gelecekten, tüm bilginizden oluşan kişisel yükünüzü bir an olsun bırakmanız gerekir; aksi takdirde, bakar ama görmez, duyar ama işitmezsiniz. Burada sizin mevcudiyetiniz gerekir.” (Şimdi’nin Gücü, Eckhart Tolle, Akaşa Yayınları, Tel: 212 / 249 20 15, Faks: 212 / 251 91 46)
En çok satan kitaplar arasına girmiş Şimdi’nin Gücü. Kitap, birçok insanın zihnine hapsolduğunu, o yüzden doğa dahil hiçbir şeyin farkında bile olmadığını söylüyor.
Zihnin ürettiği düşünceler, müthiş hızlı bir zıplamayla oradan oraya koşturuyor. Oradan oraya derken, aslında gerçekten bir mesafeden bahsetmek lazım. Çünkü düşünceler geçmiş ile gelecek arasında epey mesafe katediyor. O anda oluşan hiçbir şeyin gerçekten farkında olmamamız da “Şimdi’de yaşamadığımızı açıklıyor.
Bunun en derin kanıtı da, düşüncelere hapsolduğumuz zaman duyu organlarımızı da çalıştırmadığımız. Burnumuza gelen bir kokuyu duymuyor, baktığımız zaman görmüyor, yediğimiz yemeğin tadını bile alamıyoruz. Ve duymuyoruz. Daha korkuncu dinlemiyoruz bile.
Geçtiğimiz akşam 30-35 kişilik bir grubun içindeydim. Orada bulunma nedenimiz bir konuşmacıyı dinlemekti. İşin dramatik kısmı ise dinliyor gibi yapıp aslında katiyen dinlememizdi. Anlatılanlar herkesin zihninde bir düşünceyi tetikliyor ve herkes “Ben” diye başlayan cümleler kuruyordu. Oysa anlatılanlar henüz bitmemişti. Daha dramatik olan ise şuydu; biri kalktı ve “Yahu kimse kimseyi dinlemiyor!” diye şikayet etti. Oysa tipik dinlemeyen ta kendisiydi.
Nedir bu? Bir savunma mekanizması mı? Bir korku mu? Bir savaş mı? Düşman kim? Savaşın sonunda kim, neyi kazanacak? Bu savaşı kim başlattı?
Düşmanı dışarıda aramamakta fayda var. Evet, gerçekten bir savaş var ama kendimizle kendimiz arasında. Dinlememek, görmemek, duymamak bahane! Kendimizdeki düşmandan kaçıyoruz. Aklımızca bir yığın düşünce üreterek haklılığımıza bahane buluyoruz. Bu iç savaşta kazanmak ya da kaybetmek söz konusu bile değil, zira kendimizi kaybedeli öylesine uzun bir zaman oldu ki!
Düşüncelerden kurtulmak kolay değil, çünkü kendimizi bildik bileli düşünüyoruz. Düşünme eylemi insana bahşedilen en büyük yeteneklerden biri. Ama galiba biz bunu sadece kuru bir gürültü şeklinde kullanıyor ve en doğal yeteneklerimiz olan beş duyumuzu bile köreltiyoruz.
Aynı kitapta basit bir egzersiz var;
“Küçük bir deney yapın. Gözlerinizi kapayıp kendi kendinize, ‘Bir sonraki düşüncemin ne olacağını merak ediyorum.’ deyin. Sonra çok dikkatli bir biçimde bir sonraki düşünceyi bekleyin. Bir fare deliğini izleyen bir kedi gibi olun. O delikten hangi düşünce çıkacaktır?”
Uzun bir süre düşüncesiz kalacaksınız. Sessiz, hareketsiz ve tetiktesinizdir. Dikkatiniz düşünceye yöneldiği için düşünce üreyemez. Bilinçli dikkat belli bir düzeyin altına düştüğü anda, düşünce yine hücuma başlar. Neyi düşünmemiz gerektiği konusunda bilinçli olmadığımız için ise düşünce kendi patronluğunu ilan eder. Nereye isterse oraya gider.
Satori yaşamak bizim elimizde. Kulaklarınızı kabartıp derinlerdeki sesleri de duyduğumuzda, gözlerimizdeki buğuyu kaldırıp gerçekten görmeye başladığımızda güzellikleri keşfedeceğiz.
İpet Altınay
|