Hastalıklarınızı sorgulayın
Üç-dört yıl kadar önceydi galiba. Sıradan gibi başlayan bir sabah uyanma vakti gelince, yatakta doğruldum. Yine her zamanki gibi önce kısık gözlerle etrafa baktım. Bacaklarımı yataktan indirdim. Esnedim. Gerindim. O günkü programı aklımdan geçirdim. Ne giyeceğimi düşündüm. Ayağa kalkmak için hamle yaptım.
Ve bir çığlıkla yere düştüm.
Bacaklarım yürümeyi reddediyordu. Sağ ayağımda müthiş bir acı vardı.
Yerden tekrar doğrulmaya çalıştım. Yine bir çığlık. Büyük bir şaşkınlıkla soru işaretleri zihnime doldu. Gece hiçbir şeyim yoktu. Gayet iyi uyumuştum. Neydi bu?
Yoğun çabalarıma rağmen ayağa kalkamayınca ağlamaya başladım. Telefona doğru süründüm. İş arkadaşlarımdan koltuk değneği istedim.15-20 dakika içinde telaşla geldiler.
Koltuk değneğine rağmen arabaya kadar gitmek epey zaman aldı. Gözlerimi yerden ayıramıyordum. Sanki birisinin şaşkın ve endişeli ifadesiyle gözgöze gelirsem buna dayanamayacaktım. Acıma rağmen işin komik tarafını düşünmeden edemedim; belki ancak bu şekilde Betül Mardin’i tahtından indirebilirdim.
Doğru Amerikan Hastanesi… Doktorların sorularına cevap vermekte zorlanıyordum. “Ne oldu?” diye soruyorlar haliyle. “Sabah bir kalktım ki…” diye başlayan savunmamı baştan savarcasına, “Gece ne oldu?” diye soruyorlar. Arkadaşlarım da merakla cevabımı bekliyor. “Hiç bir şey! Sadece uyudum.” diyorum.
Benden mantıklı bir cevap alamayacaklarını anlayıp, doğru tekerlekli iskemleyle röntgene yolladılar. Herkes yine bana bakıyor. Gözlerimi indiriyorum. Belirsiz bir-iki gözyaşı iniyor yine.
Sonuçlar geldi. Doktorlar yine şaşkın. “Hiçbir şeyiniz yok!” diyorlar. Ne sinirde, ne kemikte, ne adalede. Eliyle bastırıyor ayağıma, çığlık atıyorum.
Ayak bandajlandı. Ağrı kesici ilaçlar verildi. Koltuk değnekleriyle yeniden eve dönüldü. O akşam Ankara’ya gidecektim. Program, uçak bileti, otel vb. iptal edildi. Eş-dost, aile, herkes panikte…
İki gün boyunca yattım. Ve bir sabah, yine sıradan bir sabah gibi, uyandım, gerindim, kalktım ve yürüdüm. Ne acı, ne ağrı, ne kramp! Sanki o iki gün bir şakaydı.
Neydi bu?
Belli bir süre geçtikten sonra, bedenimin beni Ankara’ya göndermemek için kendini hastalandırdığını düşünmeye başladım.
Ankara’da “Rebirth” diye bir seminer vardı. Tam iki gün sürecekti. Israrlara dayanamayarak kabul etmiş, hatta parasını bile yatırmıştım. İçimin derinliklerinde istemiyordum bu seminere katılmayı. Ama reddetmek ya da iptal etmek için mantıklı bir sebebim yoktu. Kuzu kuzu gidecektim işte. Ama istemiyordum.
Bu isteksizlikle bedenimi harekete geçirmiş ve hastalanmıştım. Üstelik ne kadar geçerli bir sebep; yürüyemiyordum işte! Dahası var mı? Ankara’ya nasıl gideyim?
Daha sonra bir kitap çıktı karşıma; Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri / Louise L. Hay (Akaşa Yayınları, Tel: 212 / 249 20 15).
“Hayattaki her rahatsızlık için (bu rahatsızlıkların ortaya çıkması için) bir ihtiyaç vardır. Yoksa o rahatsızlığı yaşamazdık. Belirti (araz) sadece dışsal bir sonuçtur. Zihinsel nedeni çözüp ortadan kaldırmak için içimize yönelmeliyiz. İrade gücü ve disiplinin işe yaramamasının nedeni de budur. Onlar sadece dışsal sonuçla savaşırlar. Bu, zararlı bir otu kökünden söküp atmak yerine yapraklarını budamaya benzer. Bu yüzden, yeni düşünce modeli onaylamalarına başlamadan önce, sigara içme ya da baş ağrısı, aşırı kilo ya da her ne ise, ona duyulan ihtiyaçtan kurtulmaya istekli olma üzerine çalışın. İhtiyaç ortadan kalktığı zaman, dışsal sonuç da yok olmak zorundadır. Hiçbir bitki, eğer kökünden sökülürse, yaşayamaz.
Bedende, en çok rahatsızlığa neden olan düşünce kalıpları; eleştirme, kızgınlık, içerleme (gücenme) ve suçluluktur. Örneğin, eleştirme eğer alışkanlık halini alırsa artrit (eklem iltihabı) gibi hastalıklara yol açabilir. Kızgınlık, bedende kabaran ve yanan bir iltihaplanmaya dönüşebilir. Uzun süren bir içerleme insanı zehirler, yavaş yavaş yiyip bitirir ve en sonunda urlara ve kansere yol açabilir. Suçluluk duygusu daima cezalandırma peşindedir ve acıya yol açar.”
Yaşadığımız zor ötesi günlerin insanın içinde meydana getirdiği depremler malum. Eğer siz de, bu ara, benim gibi habire hastalanıyor, bir takım rahatsızlıklar hissediyor ve güne başlamak istemiyorsanız, ilaç tedavisi ve bakımın yanı sıra, lütfen içinizdeki sese kulak verin.
İpet Altınay
|