Bir zamanlar

“Şimdi huzurlarınızda Hakan Peker dans grubu!”
Bu anonsu hatırlıyor musunuz?
Böyle başlıyordu elime geçen ve gülümseterek geçmişe gönderen “Bir zamanlar” konulu mail’deki mesaj. Aslında ben Tolga Han’ı bile hatırlıyorum ya, neyse…
Sahi İstanbul’un telefon numaraları sadece altı haneli idi. İlk iş telefonum 67 67 24 idi, unutmama imkan yok. Oysa mail’de, “İstanbul’un telefon kodunun 1 olduğunu ve karşıyı aramak için ayrıca bir kod çevirmek zorunda olmadığınızı hatırlıyor musunuz?” diye soruyor.
Aralarından seçerek devam ediyorum; Rahmetli Adile Naşit televizyon kanalından “Kuzucuklarım!” diye hitap ettiğinde kaç yaşındaydınız?
Akıllara kazınan bir slogan daha; “Önce alışveriş, sonra fiş!”. Bu tip sloganların unutulmamasının nedeni, bir dönem tek TV kanalının TRT olması olabilir mi?
Şehirlerarası telefon görüşmeleri için babanızın, operatöre “yıldırım” dediğini hatırlıyor musunuz?
Çocukluktan gençliğe adım atmaya hazırlanırken, odanızın duvarları kimlerin posteriyle doluydu? İtiraf ediyorum; David Cassidy, Sylvie Vartan, Paul Young… (Sakın kim bunlar diye sorup benim gibileri utandırmayın!)
Aa, evet ya, Elvan gazozu da içerdik. Ama Akola’ya direnmiş, içmemiş ve piyasadan silmiştik.
“Mekap ve Esem Sport o zamanlar bildiğiniz yegane spor ayakkabılar ise…” Daha öncesi de var. Raf giyer ve Adidas giyen azınlığa karşı, ayakkabımızın “Rafidas” olduğunu söylerdik.
“İstiklal Caddesi’nin trafiğe açık olduğu günleri hatırlıyorsanız, televizyonda seyrettiğiniz ilk renkli futbol maçında sahayı yeşil görünce nasıl şok olduğunuzu hatırlıyorsanız, hala daha Betamax kasetleriniz ve tank gibi videonuz bir yerlerde duruyorsa, radyonun FM frekansını karıştırırken sadece tek tük kanalın çıktığı günleri hatırlıyorsanız, babanıza bir telsiz alması için yalvardıysanız, İnternet kelimesi yerine Heidi ve Peter’ı hatırlıyorsanız, J.R.’ı kimin vurduğunu unutmadıysanız, Kristal Büfe bildiğiniz ilk fast food restaurant ise, hala 33’lük plaklarınız duruyorsa, siz o muhteşem zamanları yaşamış olan seksenlerin çocuğusunuz!!”
Demek seksenlerin çocuğu olmak da tarihte bir yaprak şimdi?
Bir de yetmişler var. En net hatırladığım; cumartesi gezmeleri için erkek arkadaşlarımızın otomobilleriyle gelip bizleri evden almaları ve bir benzincide kuyruğa girip, benzine kavuştuktan sonra, eve dönme zamanımızın geldiği. Bir de süslenip, püslenip, makyaj yapıp çıkardık. Yine de eğlenirdik.
“O dediğin de bir şey mi, asıl elliler, altmışlar var!” diyenleriniz de olacaktır mutlaka.
Diyeceğim o ki; bir zaman gelecek, o zamanın teknolojik iletişim koşullarına göre bir mesaj alacaksınız ve dalıp gideceksiniz.
“İkiz kulelere uçakların çakıldığı zamanları hatırlıyor musun? Neydi o sakallı adamın adı? Hah! Usame, Usame! Dolar diye bir para birimi vardı, nasıl da esiri olduyduk! Jane mi? Bak onu hatırlamıyorum. Bir kadın başbakanımız var diye ne sevindiydik! Aah, ah! O zamanlar parayı bankaya yatırır, beslensin, büyüsün diye beklerdik. Sahi ev kapılarını da anahtarla açardık, değil mi? Dünyayı evrendeki yaşanır tek gezegen sanmamıza rağmen nasıl da yok etmeye çalışırdık? Tarkan’ı da mı hatırlamadın? Sen ikibinlerin çocuğu değil misin yoksa?”


İpet Altınay