Soyun Fikret!
Deyin ki otuz kişilik bir toplantı içindesiniz. Elbette o toplantıyı yöneten biri var. Birden size dönüyor ve “Soyun!” diye emrediyor.
Hönk diye kalakalırsınız.
Sen, Fikret Bey, soyun! Vücudunun kusurlarını örten bez parçalarını çıkar tek tek. Kal bakalım çırılçıplak otuz kişinin ortasında. Görelim kusurlarını. Şu kendinden pek emin ifaden kalacak mı bakayım hala suratının ortasında?
Sen hangi firmada müdürdün? Çağır elemanlarını da kurtarsın şimdi onlar seni.
Hayır, burada dolar da geçmiyor. Kristal avize, antika halı hiç derdim değil. Soyun dedim.
Göbeğin sarkalı ne kadar oldu? Sabah toplantılarında elemanlarına çektiğin fırçalarla bu sarkık göbeğin bir ilgisi var mı?
Demek kendini sevmiyorsun? Bence de popon yere yakın. Poponu düzeltirsem, kendini sever misin? Allah herkese bir popo vermiş. Kimininki güzel, kimininki değil. Güzel de olsa, çirkin de, bunun seninle, gerçek sen ile, ne ilgisi var?
Giyimliyken bir şey sanılabilirdin Fikret. Şimdi böyle çırılçıplak… Ne bileyim…
De ki sen, sen değilsin, koskoca müdür Fikret Bey’in odacısısın. Olamaz mıydı?
Bir odacı olarak Fikret Bey’e bir bak bakalım.
Bu adam beni habire azarladığına göre güçlü biri olmalı. Ahh, anam babam beni okutmadı ki! Dün gece gözlerimi yumulu tutmaktan göz kapaklarım acıdı. Uyudum sansın istedim hanım. Ev kalabalık, o da tüm soracaklarını, tüm hesap kitabını geceye taşıyor. Soracaklarına cevap bulamıyorum artık. Tamam konuşacağım Fikret Bey’le dedimdi en son. Her gece de hani n’oldu diye sorulmaz ki!
O benim suratıma bile bakmaz hanım! Kaç yıldır birlikteyiz bak. Tam altı yıldır. Sorsam bilmez. Hem o müdür. O sormadan bir şey söyleyemezsin. Hem de ki sordu, cevabı uzatmayacaksın. İstediği cevabı vereceksin. Ama yalan da söylemek yok. Bir bakış atar ki sana! Onun evi kaloriferli, benim kömür alamadığımı anlayamaz.
Soyun Fikret! Sıcacık evindeymişsin gibi rahat et. Kartvizitin yok, masan yok, evrak çantan yok, kravatın da yok. Hatta ismin Fikret değil.
Sen kimsin Fikret?
Bir gün, bir an, bütünüyle -bari kendimize- dürüst olup, soyunuversek…
Aynanın karşısına geçip kendimize çırılçıplak baksak…
Kendimize bile göstermediğimiz kusurlarımıza… Kendimizi kendimiz sanmamız için gerekli hangi aksesuarların yitik olduğuna…
Sonra gözlerimizdeki ifadeye…
Biraz korku, çokça endişe, ümitsizlik ve güvensizlik… Elinden oyuncak ayısı alınmış bir çocuk gibi…
Sanal bir dünyada yaşıyoruz. Gittikçe kendimizden uzaklaşıp, bizim olmayan sıfatlar, giysiler ve tavırlarla donanıyoruz. Biz buna inanıyoruz.
Kurduğumuz yalan dünya depremlerle, krizlerle, savaşlarla, afetlerle birer birer çatırdıyor. Müdürün de, odacının da hayatı etkileniyor.
Soyunduğumuz zaman kalan ne varsa, işte o biziz!
İpet Altınay
|