Fotoğraf karesindeki arka plan

Yaşam görüşleri içinde en hayranlık duyduklarımdan biri Taoculuk.
O derin felsefeden benim anladığım şudur; Hayat (enerji) su gibi yolunda akar, dingin ve bilge bir şekilde ona uymak gerekir.
Büyük resimden bakınca gerçekten de öyledir. Herşey olacağına varır. Ve varacaktır da. Ama günümüz şartlarında böylesi bilgece bir tavırda davranmaya kalkışmak ne zor. En azından ben beceremiyorum. Bir taraftan yaşama gülümserken, diğer taraftan Don Kişot gibi yel değirmenlerine savaş açıyorum.
Yolda giderken arabanın camından insanları, caddeleri, ağaçları, tabelaları seyrediyorum. İster istemez gülümsüyorum. Birden irkiliyorum. Hepimizin (tabelalar, ağaçlar, insanlar) yere yapışık olduklarını farkediyorum. Özgür değiliz yani. Aklımızca özgürmüşüz gibi davranıyoruz, oradan oraya koşturuyoruz. Eee? Hepimiz yere bağlıyız neticede. Nerede özgürlük? Yer çekiminden kurtulabiliyor muyuz? Hayır! Eninde sonunda bu dünyaya bağlıyız işte!
Sakin sakin televizyon seyrederken, küt yine irkiliyorum! Bütün erkeklerin boyunlarından aşağı bir kumaş parçası sallanıyor. Kimi çiçekli, kimi çizgili, kimi karışık desenli kumaş parçaları… Bu kravatı kim icat etti sahi?
Hele son zamanlarda TV ekranlarında görünen çoğu erkeğin burnuyla dudakları arasında tüyler var. Evet bıyık o! Neden yüzlerindeki bir kısım tüyü kesip, bir kısmını uzatıyorlar ki?
Konu sadece erkekler değil elbette, ama TV ekranlarında daha çok erkek görüyorum. Kadınlar da neden gözlerini, dudaklarını boyar, bacak bacak üstüne atar ki? Aynı hesap!
Şimdilerde kafamı taktığım başka bir konu var! Aslında Taocu bir yaklaşımla gülümseyerek farketmek ve konuya kafayı takmamak lazım! Ne mümkün? İnşallah büyüyünce…
Malum siyasetin değiştiği günlerdeyiz. Liderler, sistemler, kitleler değişim çabası içinde. Bu çabalar da TV ekranlarından biz halk tabakasına yansıtılmaya çalışılıyor. Evet, biz izleyiciler değişimi gözlemliyoruz. Gülümseyerek efendice, dingin bir biçimde ve bilgece izlemek gerekir.
Ama o da ne? Fotoğraf karesi içinde bir itiş kakış var!
İkincil, üçüncül, döndüncül adamlar, birincil adamların sağında, solunda, arkasında yer alabilmek için itiş kakış yapıyorlar. Neden bu itiş kakış? Bir sonraki günün gazetesinde yer alacak fotoğrafta bulunmak istiyorlar. Fotoğraf asıl adamların nasıl yan yana geldiğini gösterecek. Ama asıl adamların yanında ve arkasında yer almak için bu çaba ne komik!
TV haber programlarını seyrederken dikkatinizi ön plandaki kişilerden bir an olsun çekip, arka plandaki o itiş kakışı seyredin ne olur! Onlar ertesi günün gazetesindeki sabit yerlerini almaya çalışırken, kameralar bu itiş kakışı tespit edebiliyor.
Yeni başbakan eski başbakandan görevi alırken hoş ifadeler ve temaslar gözlemleniyor. Ama bir de arka tarafa bakın. İnanın çok komik!
Bir de ZAE ve onun gibiler var. Kod ismi ZAE gibileri üniversitelerin iletişim fakülteleri tez konusu yapmalı. ZAE’lerden çok var ama bizzat benim dikkatimi çeken ZAE son 15 yıldır, değişen Türkiye’de değişen liderlerin ve siyaset görüntüsünün değişmeyen siması.
Mesleği “Türkiye’yi idare eden gücün hemen yanında fotoğraf karesine girmek” gibi bir şey olmalı. İnanılır gibi değil! Gazeteciler arşivlerini şöyle bir karıştırırlarsa (benim arşivimde bile var), Süleyman Demirel’in, Turgut Özal’ın, Mesut Yılmaz’ın hemen yanı başındaki ZAE, bilin bakalım şimdi kimin fotoğraf karesi arkadaşı? Tayyip Erdoğan’ın!
Aman Tayyip Bey, pek temkinli gidiyorsunuz, buna da dikkat edin diyeceğim ama, o ne yapsın ki! Bu mesleğin uzmanları tam fotoğraf karesi anına karşı öyle eğitimliler ve antrenmanlılar ki! Ne oluyor, ne bitiyor, o anda orada olunuveriyor işte!
Tamam fotoğraf karesine girdin! Ya sonrası? Ne elde ediliyor bu durumdan?
Valla bilemiyorum, onca iletişim fakültesi var, gerisini onlar incelesin. Ben sadece gülümsemeye çabalıyorum...

İpet Altınay