Şubat geçer gider, nergislerle mor sümbüllerin kokusu kalır

Derler ya, bütünü oluşturan detaylardır diye. Doğrudur ama çoklukla bir yanılgıya düşeriz. Detaylardan birine ya da birkaçına takılıp, bütünü o pencereden seyrederiz. Oysa gerçek bütüne, onu oluşturan tüm detayları farkettiğimizde ulaşabiliriz. İşte o zaman da hayatımıza dinginlik ve ahenk hakim olur.
Evet, pek çoğumuz hayatımızın bütünlüğüne bazen bir, bazen de birkaç detaydan bakarız. İşin fenası sadece o detayları algılamakta ısrar edersek, kendi bütünümüzün de sınırlarını çizmiş oluruz, yani kendi hapishanemizin. Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan hikayesi gibi…
Mutsuz bir evliliğimiz ya da huzursuz bir iş yaşamımız varsa, yakınlarımızı kaybettiysek veya malum kriz belimizi iyice büktüyse… Çocuğumuzun geleceği için endişeleniyorsak ya da fiziksel kusurlarımız varsa… Yaşamımızın bütününü onlara endeksleriz. Uykumuzda bile yalnız bırakmaz artık o detaylar bizi. Hayata güvenemeyiz. Gülümseyemeyiz. Gözlerimize perde iner, kulaklarımız tıkanır. Bir nergisin, bir mor sümbülün kokusunu bile duyamayız.
Hiçbir hapishane bu kadar dar ve katı değildir, kendimizin inşa ettiğiyle kıyaslayınca. Hiçbir gardiyan bu denli acımasız olamaz.

Geçtiğimiz Şubat’ta Nezih Bey’i kaybettik. Öylesine aniydi ki!
Kişisel olarak söylemeliyim ki, zenginliğimin önemli bir ölçüde kaybolmasının getirdiği şoku üstümden uzun süre atamadım. Zira tüm mal varlığım hayatımdaki değerli insanlarla sınırlıdır. Ve ne mutlu ki, bu ülkenin önde gelen zenginlerinden biriyimdir.
Her 14 Şubat sevgiyi, sevgilileri ve kendimi şımartma ritüeli üzerine kuruludur. Aynı tarih olan doğum günüm gümbürtüye gitse de, o gün asla çalışmaz, hiçbir sıkıntıya girmez ve kendimi mor sümbüllerin efendisi ilan ederim. Geçen senenin 14 Şubat ajandasında ise tek bir not vardı. Saat 14.00: Nezih Bey toplantı.
O, üç gün önce vefat etti. Mor sümbüllerin efendisi bendeniz, ajandanın sayfasına öylece bakakaldım.
Yine geçen sene Şubat ayında, hayatımızı derinden değiştiren kriz patlayıverdi. O da çok aniydi. Eh, onun şokunu ve etkilerini hâlâ üstümüzden atmış sayılmayız, öyle değil mi?

Bu yıl Şubat ayını tereddütlerle ve endişelerle karşıladım. Oysa Şubat’ın ne suçu var? Üstelik zavallım, diğer aylardan daha da kısa.
Yaşam bütününün tüm detaylarını algılayabilmek mutlaka imkansız değil, ama insanın kısacık yaşam süresi için büyük bir iddia. Bunu becerebildiğimizde zaten bilincimizi, aklımızı ve tüm hücrelerimizi tam randımanla çalıştırabilip, sonsuzluğun önemli bir parçası haline gelebileceğiz.
Ama madem bunu biliyoruz, yaşam bütününe bakan gözlerimizi, bizi hapishaneye gönderen negatif detaylardan ziyade güzelliklere çevirebiliriz.
Ben, mor sümbüllerin efendisi olarak ilan ediyorum ki, bir nergisin veya mor sümbülün kokusunu içinize çekerseniz, içinize sinen o baygın koku önümüzdeki Şubat ayına kadar sizi idare eder.
Bırakın o koku sizi yönetsin, içinizdeki katılığı eritsin. O baygınlıkla yumuşayan bakışlarınızı sevdiklerinize yöneltin. Sevgilileri, sevgiyi ve kendinizi yaşamak için 14 Şubat gibi bir bahane var.
Bari bir gün çıkalım kendi hapishanemizden. Bakarsınız bir daha geri dönmeyiz!


İpet Altınay