Home, home my sweet home

Biz insanlar, hepimiz birbirimizden farklıyız. Ayrı sorunlarımız var, farklı zevklerimiz var. Değişik şeylere gülüyoruz, birimizin kızdığı ve asla olmaz dediği şeye diğerimiz son derecede olumlu yaklaşabiliyor.
Farklı renkleri seviyoruz, kaşımız, gözümüz, boyumuz, posumuz bir diğerininkine benzemiyor. Korkularımız farklı, aşklarımız farklı, yaşam görüşlerimiz farklı.
Tüm bu farklılıklar büyük bir zenginlik içeriyor. Kimi zaman kavga da ediyoruz bu farklılıklar adına. Hatta savaşlar bile çıkıyor. Bazen de bunun bir zenginlik olduğunu farkedip keyfini çıkarıyoruz.
Ama tüm bu farklılıkların aslında oldukça dar bir alanda olduğunu düşünüyorum. Evet, farklı renkleri seviyoruz ama zaten kaç tane temel renk var ki? Sıkıntılarımız da farklı elbette, ama Allah aşkına sizi şaşırtan ve şimdiye dek hiç işitmediğiniz herhangi bir sıkıntı duydunuz mu? Kimi parasızlıktan, kimi aşk acısından, kimi bilumum kompleksinden ötürü sıkıntı çeker. Yelpaze oldukça kısıtlı, öyle değil mi?
Dar alanda kısa paslaşmalar gibi…
Birbirinden çok farklı insanlar olarak, temelde hep aynı şeyleri yapıyoruz. Hepimiz birkaç öğün yemek yiyoruz. O yemekleri özümsedikten sonra, kalanı atmak için tuvalete gidiyoruz. İlla ki bir ya da birkaç kez aşık oluyoruz. Eh, bir şekilde aşk acısı çekiyoruz.
Mutlaka uykumuz geliyor, uyuyoruz. Ve şükürler olsun ki, uyanıyoruz. Sevgi duygusunu tadıyoruz, sevgisizliği de…
Bütün bunlar, “eve dönmek”ten aklıma geldi. Hepimiz ne yapıp edip, nereye gidersek gidelim, ne sorunlarla uğraşırsak uğraşalım, bir süre sonunda eve dönüyoruz.
Dönüyor ve sığınıyoruz.
Kuşlar da, günün ya da mevsimin sonunda, yaptıkları o uzun ve zorlu yolculuklarını sona erdirip, yorgun argın evlerine dönüyorlar.
Sanki canlı olan her varlığı çeken bir mıknatıs var.
İlginç değil mi?
Daha da ilginç olan, evden çıkıp uzaklara karışmak, uzaklarda bir yığın yükümlülük, zorunluluk, sınırlılık, sorun, sorumluluk, görev, statü, kılıf, mılıf ve benzeri yükleri kambur gibi taşımak ve yorularak geri dönmek. Eve dönünce o yüklerden arınmaya çalışmak. Ertesi sabah yine evden çıkmak ve yine geri dönmek…
Evden çıkarken makyaj yapıyor ya da kravat takıyoruz. Eve dönünce makyajımızı silip, kravatımızı çıkarıyoruz. Ev bir arınma merkezi sanki.
Bu bir devr-i daim. Evrende dönmeyen hiçbir şey yok.
Bedenimizle de bir yerlere geri dönüyoruz, ruhumuzla da. Yaptığımız tüm yolculuklarda birşeyler öğrenerek geri dönüyoruz.
Ama… Unuttuğumuz bir şey var sanki. Evden çıkıp, eve dönmek arasındaki modern yaşamın karmaşıklığını “sahi” zannediyoruz. O karmaşıklığı, sadece biz birşeyler öğrenelim diye yarattığımızı unutuyoruz. Oyuna kendimizi kaptırıyoruz. Eninde sonunda eve döneceğimizi unutuyoruz. Evdeki halimizin ve içimizdeki öz’ün tek gerçek olduğunu unutuveriyoruz.
Oysa kral çıplak! Kral’a kral diyen de, giydiren de, çıplak bırakan da bizzat bizleriz.
Hangimiz daha yalın bir yaşam istemeyiz? Hangimiz eve dönmek istemeyiz?
Mesele evden çıktığımızı ve eninde sonunda eve geri döndüğümüzü “farketmek”te. Ve yolculuğumuzun her saniyesini zevkle farkederek, keyfini çıkarmakta.


İpet Altınay