Erkekler neden kravat takar? (Ğ neden yumuşaktır?)
Epeydir gözümü rahatsız eden bir şey var. Erkeklerin kravatları!
Evet, boyunbağından bahsediyorum. Bunda rahatsız olacak ne var diye soracaksınız tabii. Çünkü öylesine alışığız ki erkeklerin kravat takmasına, artık sorgulamıyoruz bile. Hem bir düşünsenize; sırf alıştığımız için, sorgulamadan riayet ettiğimiz ne kadar çok şey var.
Ekranda adamın biri konuşuyor ciddi ciddi. Anlatmak istedikleriyle izleyicileri ikna etmek için beden dilini ve yüz ifadelerini de pekiştirici olarak kullanıyor. Saçları usta biri tarafından kesilmiş belli, traşını da olmuş. Gözlerindeki ifade biraz yorgun gibi ama kendinden pek emin görünüyor. Söylediklerini hatırlamıyorum çünkü zihnime bir şey takılıyor. Nedir, neden dinleyemiyorum onu diye düşünürken, gözüm adamın boynunu sıkıca kavramış fosforlu yeşil kravata takılıyor.
Acele ile kanalları birbiri ardından değiştiriyorum. Çoğunlukla ekrandaki erkeklere bakıyorum, kimi konuşuyor, kimi şarkı söylüyor. Hepsinin boynu bağlı. Aman Tanrım! Neden?
Tabii ki ansiklopedilere bakabilir, uzmanlara sorabilir, internette sörf yapabilir ve kravatın geçmişini öğrenebilirim. Ama kendim keşfetmek istiyorum.
Sahi neden erkekler boyunlarına kravat takar? Neden başlarına, bellerine ya da dizlerine değil de boyunlarına takarlar? Ya da şöyle soralım; neden boyunlarını kapatmak, saklamak ihtiyacını duyarlar?
Bir erkeğin boynunun ya da göğsünün cinsel bir yönü olamaz sanıyorum. Acaba göğüslerindeki tüyleri göstermemek için olabilir mi? Yani bir anlamda estetik bir kaygı mı acaba? Eğer öyleyse, göğüs tüylerini göstermemek isteyen bir erkek yüzündeki ve başındaki tüyleri neden göstermek isteyebilir?
Yoksa erkek türünün, kadın türüne dolaylı bir mesajı mıdır kravat? Çek beni kravatımdan götür gibi…
Şaka bir yana, niyetim absürd bir yazı yazmak değil ama biraz olsun sorgulamak. Hem yaşamı, hem kendimizi, hem de yaşama ve kendimize ait bir yığın detayı…
Bir dönem Ğ’ye de kafayı takmıştım, niye yumuşak ki diye. Şapka takınca G neden yumuşuyor diye konuyu didiklemiş, bir süre sonra -şükürler olsun ki- unutmuştum. Bu kravat meselesi Ğ’yi de yeniden aklıma getirdi.
Sebep-sonuç ilişkisini bilmeden, sorgulamadan ve farketmeden yaşadığımız ve kabullendiğimiz ne kadar çok şey var değil mi?
Alev Alatlı, Schrödinger’in Kedisi adlı kitabında sahip olduğumuz kültürlerin aslında bir anlamda hapishanemiz olduğunu ifade ediyordu. Önce fikre karşı çıktım, hatta kızdım. Kültürler zenginliktir dedim. Kültürsüz mümkün mü diye sordum. Sonra bu sorgulamadaki farkı algıladım.
Öğrenmemek elbette mümkün değil ama öğrendiklerimiz ne kadar yeterli? Hayata ve kendimize dair öğrendiklerimiz, biriktirdiklerimiz ile kendimizi bir çerçeve içine sokmuş olmuyor muyuz? Başkalarını anlamamak ve yeni bir bilgiyi kabul etmemek için kendimizdeki bilgilere sığınmıyor muyuz?
Herhangi bir 24 saatimizi anbean düşünecek olursak, sırf alışkınız ya da bize öyle öğretildi diye ne kadar çok eylemi bilinçsiz yaptığımızı belki farkedebiliriz.
Hayatımızdan memnunsak sorun yok. Ama değilsek, neden diye işin temelini düşünmekte biraz fayda var. Neden hastalanıyoruz? Neden kızgın ifadeler kullanıyoruz? Neden çekingeniz? Neden her gün işe hep aynı yoldan gidiyoruz? Neden yalnız kalmayı sevmiyoruz? Neden asansöre binmeye korkuyoruz? Neden kravat takıyoruz? Ğ neden yumuşak?
Hem biraz merak iyi bir şeydir.
İpet Altınay
|