Yargısızlık yasası

Son zamanlarda kızdığınız, içerlediğiniz ya da gücendiğiniz bir olayı düşünün.
Ve kendinize “Neden?” diye sorun. Cevabınız bir cümleyi geçmesin lütfen.
Şimdi kızgınlık, gücenme gibi hissettiğiniz ve yük gibi taşıdığınız o duyguyu bir kenara bırakıp, verdiğiniz cevaba odaklanın.
“Çünkü bana haksızlık yapıyor.”
“Kendimi bir böcek gibi hissetmeme neden oluyor.”
“Sevgime karşılık alamıyorum.”
“Çünkü yanlış işler yapıyor.”
“Ben haklıyım, ama anlatamıyorum.”
“Yaptığım hatadan dolayı kendimi affetmiyorum.”
“ Beni aldatıyor.”
“Kendimi yetersiz hissediyorum.”
Cevap listesi epey uzayabilir. Ama çoğunlukla tüm cevapların içinde olan kendimize ya da başkasına yönelttiğimiz bir “yargı” (veya “eleştiri”) var. Ve bu yargıya ne zaman ve neden sahip olduğumuzu hiç sorgulamadan, sorunu yaşamaya devam ediyoruz genellikle.
Sabah uyandığımızda bile, havanın güneşli ya da yağmurlu olmasına göre, günün nasıl geçeceğine dair bir yargıda bulunuyoruz.
Hayata, kendimize ve başkalarına dair tüm düşüncelerimiz “iyi” ve “kötü” yani “olumlu” ya da “olumsuz” diye yargılamalarımızdan oluşuyor. Ama onların hepsi sadece “yargı”. Neden onlardan kurtulmaya çalışmıyoruz ki? Bir olayın ya da kişinin iyi veya kötü olduğuna dair bilgiyi kimden ve ne zaman aldık?
“İdeallerimiz ne kadar yüksekse, kendimizi yargılamaya da o kadar eğilimli oluruz. İdeallerimizin baskısını ve sürekli kendimizi kanıtlama ve düzeltme ihtiyacı hisseder, yetersiz gelmekten, kendi standartlarımızı karşılayamamaktan korkarız. İronik bir biçimde en yüksek vizyona sahip olanlarımız, kendine en düşük değeri verenler olabilir. Kendimizi daha sertçe yargılama eğilimi gösterdikçe, sanki bizim iç dürtülerimizi temsil eder gibi bizi eleştiren insanları hayatımıza daha çok çekeriz.” (Hayatımızın Amacı, Dan Millman, Akaşa Yayınları, 212 / 249 20 15)
Yargılarımız, beklentilerimizden kaynaklanıyor çoğunlukla. Yaşama ve yaşamımıza soktuğumuz tüm insanlara yönelik uzun bir beklenti listemiz var. Listemize göre olmayan bir davranış, olay ya da kişiyle karşılaştığımız zaman, hemen yargılarımız devreye giriyor.
Beklenti ve yargılardan tamamen kurtulmadığımız sürece kendimizi ve çevremizi sürekli kahrediyoruz. Oysa bu beklenti ya da yargının nereden çıktığını hiç düşünmeden kendimizi teslim ediyoruz.
“Hayatımızın Amacı” adlı kitabın Yargısızlık Yasası bölümünde, oldukça mizahi bir alıştırma var. Beklenti ve yargılarla kendimizi içsel olarak kahrederken bunu gerçekten yapmamızı öneriyor yazar. Duygularla “kendimizi dövme” eğilimi gösterirken, bunu gerçekten yapalım ki ne kadar komik olduğumuzu görelim diye öneriyor. Bir hata yaptığımızı düşündüğümüzde ya da vicdan azabı çektiğimizde, kendimize bir tokat atalım ya da kendi karnımıza bir yumruk sallayalım. Bunu yaparken de yüksek sesle hakaret etmeyi ihmal etmeyelim sakın.
Kendimizi içsel olarak nasıl dövdüğümüzü farketmek için güzel bir yol. Bunu açıkça belirtmek, farkındalık ve mizah gücüyle komik duruma düşmek gerçekten öğretici olabilir.
Yargılardan kurtulmayı deneyimlemek için pratik bir alıştırma da öneriliyor kitapta:

  • Dünyayı ve kendinizi, herhangi bir evrensel doğru yerine, kendi değerlerinizin kıstasıyla nasıl ölçtüğünüzü gözlemlemek için kısa bir süre ayırın.
  • Yakınlarda olmuş ve kendinizi ya da bir başkasını yargıladığınız bir olayı düşünün.Şu basit töreni zihnen uygulayın: Kendi kendinize şöyle söyleyin, ……. nedenle kendime (ya da diğer kişiye) yönelttiğim tüm yargıları terkediyorum.
  • Kendi kendinize bunu söylerken derin bir soluk alın ve soluk verirken, benzeri sorunlar yüzünden kendinize yönelttiğiniz tüm yargıları o solukla birlikte dışarı attığınızı hissedin. Kendinize ve -sadece sizi yansıtan- başkalarına yüklediğiniz yargılardan kurtularak, kendi negatif kalıplarınızdan kurtuluşunuza da yardım etmiş olursunuz.
(Önemli bir not: Bu yazıyla ilgili şu anda içinizden ne geçiriyorsanız, onun bir “yargı” olduğunu farketmekle başlayın isterseniz.)


İpet Altınay