Arta kalan saatler
Bu yazı hayatı koşturma içinde geçenlere yöneliktir.
Hani hep şikayet ederiz, keşke 25. saat de olsa, hiçbir şeye yetişemiyorum diye… Hayatın temposu bizi savurur atar bir yerlere. Nerede olduğumuzu da unuturuz, nereye gittiğimizi de. Gece yastığa başımızı koyar koymaz vücut kendini bırakır uykuya. Ertesi sabaha kadar geçen zaman koca bir karanlıktır. Yeniden başlayan gün ise, terkettiğimiz bir önceki günün aynıdır sanki.
Ve günler, aylar, yıllar geçer bu koşturmayla… Bizden beklenenler ile yetiştiremediklerimiz arasına süsleme olarak biraz şikayet katarız, sorgusuz sualsiz önümüzdeki yemeğe kattığımız tuz gibi. Ne olacak bu koşturmanın sonu? Hayatım böyle mi geçecek? Kimse anlamıyor beni, şu yaşantımı bir görseler…
Onlar öylesine alışmışlardır ki aslında bu tempolu hayata ve şikayet etmeye, yaşamdaki her türlü detayı bizzat bizim seçmiş olduğumuzu da unutmuşlardır. Onlar tatil de yapamazlar. Tatili sevmem derler. Emeklilik kelimesini akıllarından bile geçirmezler. Aslına bakacak olursanız, kuyrukta bile bekleyemezler. Trafikte geçen zaman onlar için en büyük felakettir.
Gerçekte onlar kendileriyle kalamazlar.
Ama bir gün beden bir oyun oynayıverir. Ya ani bir ameliyat ya da hareketi önleyen herhangi bir hastalık onları geçici bir süre yatağa kilitleyiverir. Yapılacak hiçbir şey yoktur artık tavana bakmaktan başka. Tavanda da hareket olmayınca basar o güne kadar kaçılan tüm düşünceler. Kendimizden başka sığınacak bahane bulamayız bu tip durumlarda.
Steven Harrison, “Bir şey yapmamak” (Dharma Yayınları’nda 212 / 512 81 21) adlı kitabında, “Bir şey yapmayın. Bir şey yapmama durumu şaşırtıcı derecede aktif bir durumdur. Tam bu noktada kim ve ne olduğumuzu keşfederiz.” diyerek, arayanlara, arayışı durdurmak gibi çok basit bir davranış değişikliği, yani bir şey yapmamak suretiyle, hayatın gerçeklerine temas edebilme yolunda değişik bir felsefi sorgulama sunuyor.
Ne kadar zordur hiçbir şey yapmamak, değil mi? O yüzden 24 saatimizi hep birşeyler yaparak geçirmek isteriz ve yetmez deyip 25. saati talep ederiz.
Hayat bizi mecbur bırakmadan, günlük hayatımızda “zaman” ayırıp, hiçbir şey yapmamayı denemekte fayda var. Arta kalan saatlerden korkup kendimizi işgüzarlığa kaptıracağımıza “hiç”in içindeki enginliği keşfetmeye ne dersiniz?
İşinizde bile birkaç dakikayı ayırarak tüm organlarınıza dur emri verip, hiçbir şey yapmayabilirsiniz. Korkmayın, organlar durmayacaktır, ama kulaklarınız yeni sesleri keşfedecek, gözleriniz bakmayı unuttuğunuz detayları farkedecek, aklınız hiç olmadığı şekilde çalışmaya başlayacaktır.
Aklınıza üşüşen düşüncelerden korkmayın. Korktukça anlamsız yere güçlenirler onlar. İzin verin, bakalım ne kadar yer alabilecekler ki zihninizde.
Düşüncesiz kalmak için ise dikkatinizi aldığınız ve verdiğiniz nefese kilitleyin. Her an otomatik olarak yaptığımız bu işlemin nasıl bir mucize olduğunu farkedeceksiniz.
Kendimizle kalmayı öğrenebilirsek, arta kalan saatlerin de keyfini çıkarabiliriz. Aslında zaman “yetersiz” değildir, hep arta kalır bir şeyler. Kuyrukta beklerken, trafikte sıkışmış kalmışken, bu sürenin arta kalmış ve hayatın size hediye etmiş olduğu bir minik zaman dilimi olduğunu hayal edin.
Hayat ne yapar, ne eder, eksik bıraktığımız herşeyi tamamlatır bizlere. Karşılaştığımız ve sıkıcı bulduğumuz tüm deneyimlerimiz büyük öğretmendir aslında.
İpet Altınay
|