Güvencesizlikteki bilgelik
Hepimiz, “güvence” diye tutturmuş gidiyoruz. Geleceğimizi güvence altına almak istiyoruz. Bu yüzden epey endişeleniyor, hatta acı bile çekiyoruz.
Daha çok para kazanmak istiyoruz. Daha çok malımız, mülkümüz olmalı. Yaptığımız işin, aldığımız maaşın garantisi olmalı. Çoluk çocuğumuzun geleceğini düşünmeliyiz. Kendi yaşlılığımızı düşünmeliyiz. Kenarda köşede kara günler için bütçe ayırmalıyız. Ne olur, ne olmaz. Güvence altında yaşamalıyız.
Abartmıyor muyuz? Neye karşı ve niçin bir güvence arayışı içindeyiz? Gelecekteki olası tehlikelere karşı mı? Gelecekte olacakları bir bilenimiz var mı? Geleceğe endeksli yaşarken içinde bulunduğumuz an’ı farkederek yaşamayı ve keyif almayı unutmuyor muyuz?
Peki bizi gelecek konusunda bu kadar endişelendiren nedir? Geçmişte yaşadıklarımız mı? Evet evet, geçmişteki bazı olaylar bize ders vermiş olmalı. Yoksa biz hala geçmişteki o olaylarda mı yaşıyoruz? Yani düşüncelerimiz oraya kilitlenmiş durumdayken, biz şu an’ı yaşıyor sayılabilir miyiz?
İşin maddi tarafını bir kenara bırakıp ilişkilerimize bir göz atarsak, durum aynı değil midir? Bizi hayal kırıklığına uğratmış bir ilişkinin ardından (aşk ya da dostluk farketmez) yeni bir ilişkiye yelken açıyorsak, geçmiş hayal kırıklığının travmasıyla hareket etmiyor muyuz? Ya yeniden üzülürsem? O da beni hayal kırıklığına uğratırsa? Bana acı çektirirse? Bunların hiçbiri şimdi’ye ait değil. Kökeni geçmişte, olasılığı gelecekte! Neticede an’ı yaşayamıyoruz.
“Zaman zaman hepimiz hayvanları kıskanırız. Onlar acı çeker ve ölürler, ama bunu hiç de ‘sorun’ edermiş gibi görünmezler. Yaşamlarında pek az karmaşıklık vara benzer. Acıktıklarında yer, yorulduklarında uyurlar, gelecekleri için yaptıkları kimi hazırlıkları yönlendiren şey kaygı değil, güdüleridir. Bilebildiğimiz kadarıyla hayvanlar o anda yaptıkları işle öylesine meşguldürler ki, yaşamın bir anlamı ya da geleceğinin olup olmadığını sormak akıllarına bile gelmez. Hayvanlar için mutluluk, içinde bulundukları anda yaşamın keyfini çıkarmaktır; kendilerini hazlarla dolu bir geleceğin beklediğine inanmak değil.”
Güvencesizlikteki Bilgelik adlı kitap (Alan W. Watts, Söz Yayın, Tel: 212 / 280 67 01, Faks: 212 / 280 68 03, E-mail: nerkmen@turk.n et ) galiba tam aradığım kitapmış. Gerçekten de biz insanlar hayvanlardan kat kat üstün olduğumuzun altını çiziyoruz, ama yaşamdan bir hayvan kadar bile haz alamıyoruz.
Çünkü yaşamımızda sadece zevk olsun, acı olmasın istiyoruz. Acı çekmeye tahammül edemiyoruz, reddediyoruz. Olası bir acı çekmemek adına içinde yaşadığımız şimdi’yi zehir zemberek içinde geçiriyoruz. Ya acı çekersek diye her an acı çekiyoruz. Ne komik değil mi?
Acı da bu hayatın bir parçası. Ölüm de. Açlık da. Zamanı ve yeri gelirse hepsini yaşayabilecek kadar gücümüz ve donanımımız var.
“Hayvanın mutlu olması için, bu anın zevkli olması yeterlidir. Ancak insan bununla asla yetinmez. O, zevkli anılar ve beklentilerle daha çok ilgilenir, özellikle ikincilerle. Bunları garantiledikten sonra, son derece sefil bir şimdi’ye katlanabilir. Böyle bir garantisi yoksa, bedensel zevkin ortasında son derece mutsuz olabilir.”
Gelecek ayın kirası, savaş tehdidi, sosyal bir felaket, yaşlılık için yeterli para biriktirme, hastalık, ölüm… Bütün bunlar, şimdi ve burada mutlu bir yaşam sürüp haz duymama engel olmak için mi mevcut?
İnsanoğlu tuhaf bir yaratık.
İnsan gibi yaşayayım, hayvan gibi mutlu olayım diyesim geliyor.
Siz ne dersiniz?
İpet Altınay
|