Öfkenin öğrettikleri

“Herkes kederle değişik biçimlerde başa çıkar. En önemli şey onun hakkında konuşmak ve öfkenizi dışarı çıkarmanın yollarını bulmak. Bu yüzden birçok kişi, ‘Unut, gitsin’ ya da ‘Öfkenle baş et’ der, ama sizin yaşadıklarınızı yaşamamışlardır. Bunu yaşamış biri olarak size yapabileceğiniz en zor işlerden birinin bu olduğunu söyleyebilirim.
Uzunca bir süre öfkeli olduğum gerçeğiyle dövüşüp durdum. Çocuklarımı büyütmem için bana yardımcı olacak kimsenin bulunmadığına dair bir öfkeydi bu. Benim için işlerin üstesinden gelecek bir kişinin olmasına alıştığımdan kendi başıma üstesinden gelmek zorunda kalışıma dair bir öfke. Tony’ye bizi terk edip gittiği için öfke duyduğumu görebiliyorum artık. Bu temelde yatan bir öfke. Öfkeli olduğumu farkediyordum ve nedenini bilmiyordum.
Hırsımı tabak çanaktan ya da kendimden çıkardığımı fark etmiştim. Bundan bir gün tamamen kurtulacağımı umuyordum. Öfkeyle daha çok ilgilenildikçe, onun daha çok çıkarılacağını düşünüyordum. Öfkeyi meydaha çıkarıp yönlendirmek için ona mektuplar yazmış, bir sürü iş yapmıştım.
O kişiye karşı hissettiğiniz güzel duyguları ortaya çıkarmak da önemli, bu sayede öfkeyi dengeleyebilir ve her zaman öfke hissetmek durumunda kalmayabilirsiniz. Eşimin ölümünden sonra hepimiz büyük sarsıntı geçirmiş, karman çorman olmuştuk. Öfkemizi bastırmıştık, bu da depresyona dönmüştü. Onu çok seviyordum ve hiçbir şey için suçlamak istemiyordum, ama buna yardımcı olamazsınız.
Öfkeyle ilgili çok şey öğrendim. Öfkemle hiçbir zaman ilişkiye geçmediğimi gördüm. Pek çok evli çift zaman zaman öfke yaşar. Biz hiç öfkeli tartışmalar yapmamıştık, aile olarak bundan uzak duruyorduk. Karşımızdakini incitebilecek bir şeyler söylemek istemezdik. Birbirimize oldukça iyi davranırdık. Öfkeyle ilgili konulara dokunmazdık. Ama öfkenin üstesinden gelmemişseniz bağışlamak çok zordur. Öfkeden ne kadar çok kurtulursanız, o kadar bağışlayıcı oluyorsunuz.”
(Merhum oyuncu Anthony Perkins’in eşi Berry Berenson Perkins)

Elisabeth Kübler-Ross ve David Kessler’in yazdıkları “Yaşam Dersleri” (Ege Meta Yayınları 232 / 421 44 49) adlı kitaptan alıntı idi yukarıdaki metin.
Öfke üzerine epeydir düşünmeme rağmen, açıkçası hiç aklıma gelmeyen birkaç bilgiyle karşılaştım kitapta.
Örneğin tüm duygularımız gibi öfkenin bir iletişim biçimi olduğunu hakikaten düşünmemiştim. Kendimin ve başkalarının öfkeli halinden nefret eder ve böyle insanlardan uzak kalmaya çalışırım. Ama öfkeli bir insanın aslında yardım istediğini düşünmeliyim artık.
Bir cümle daha vurdu beni ve üstünde düşünme ihtiyacı duydum: “Ele alınmamış, işlenmemiş korku öfkeye dönüşür!”.
Ne yani, ben öfkelendiğim zaman aslında korkuyor muyum? Hmmm, bununla yüzleşmek gerekebilir.

Öfke: Öfkeliyim, çünkü orada değildin.
Altta yatan korku: Orada olmadığında, beni terkettiğinden korkuyorum.
Öfke: Öfkeliyim, çünkü geç kaldın.
Altta yatan korku: Senin için işin kadar önemli değilim.
Öfke: Öfkeliyim, çünkü iyi bir iş bulmadın.
Altta yatan korku: Yeterince para kazanamayacağımızdan ve faturalarımızı ödeyemeyeceğimizden korkuyorum.
Öfke: Söylediğin şeyler yüzünden öfkeliyim.
Altta yatan korku: Beni artık sevmediğinden korkuyorum.

Yaşamdaki her türlü sorun için doğaya ve doğala bakmak gerekir. Öfke konusunda da bebekleri örnek almakta fayda var. Onlar ağlarlar, sonra geçer; öfkelenirler, bu da geçer. Onlar “henüz” dürüsttürler.
Yeniden dürüst olmayı öğrenebilir miyiz acaba?



İpet Altınay