Misketlerimi geri verin; oynamıyorum!

Bazen sizden beklenilenler ile sizin verebilecekleriniz arasında bir uçurum olur mu? Ne yapıyorsunuz böyle durumlarda?
Konuyu açalım biraz… Sizden beklenilenler nedir? Şimdiye dek, yapagelmiş olduğunuz herşeyin sizden biraz daha katlanarak talep edilmesi, çevrenizin sizden beklentileridir. Yani fazla şikayet etmeye gerek yok, eğer daha önce yaptıklarınız olmasaydı, kimse sizden birşey beklemezdi.
Ama tek suçlu siz değilsinizdir elbette. Gözümüzü açtığımız ve içinde yaşamayı sürdürdüğümüz toplum kuralları da sizi hep birşeyler yapmaya zorlar. Siz de yapagelirsiniz. Sonra, yavaş yavaş beklenti haline gelmiş olan bu sınırlamalar ya da talepler gelir sizi sıkıştırıverir.
Kalabalık içinde burun karıştırılmaz! Ama isterseniz bunu tek başına kaldığınızda yapabilirsiniz.
Kırmızı et ile beyaz şarap içilmez! Canınızın soğuk bir bardak beyaz şarap istemesi hoş karşılanmayabilir.
Bana niye bağırıyorsun anlamıyorum. Eskiden hiç böyle şeyler yapmazdın!
Hep geç kalıyorsun, farkında mısın, bu yaptığın saygısızlıktır.
Senin gibi birinden hiç böyle bir tavır beklemezdim, açıkçası hayal kırıklığı içindeyim.
Koskoca adamsın, bu yaptığın yakıştı mı sana?
Vesaire, vesaire…
Ama bazen olmaz işte! Hep davrandığınız gibi davranamazsınız, hep hissettiğiniz gibi hissedemezsiniz, hep söylediğinizin tersini söyleyiverirsiniz. Canınız dil çıkarmak isteyebilir ya da alıp misketlerinizi çekip gitmek. Kısacası oynamamak!
Şifre kelimeye dikkatinizi çekerim; oynamak, oynamamak, yani bir oyun!
Oyunun kuralları sizi ele geçirdiyse… Artık kurallar sizi oynuyorsa… Evet ama, aslında şimdi sizinle oynayan kuralları bizzat siz yerleştirmiş idiyseniz ve hala kuralları siz koyuyor sanıyorsanız…
Hadi örnekleyelim; üç-beş yıldan beri bir şirketin genel müdürlüğünü yapıyorsunuz. Elbette önemli sorumluluklarınız var. Onca insanı çalıştırıyorsunuz, motive etmeniz gerekir, şirketin ve çalışanların sözcüsü durumundasınızdır. Yapılan iyi ve kötü işlerin sorumluluğu sizden sorulur.
Ama zamanla size verilmiş olan bu genel müdürlük payesi sizi ele geçiriverir. O uymanız gereken genel müdür özellikleri alır sizi başkalaştırıverir. Bir de bakmışsınız, siz siz değil, bir başkası olmuşsunuz.. Annesinin çocuğu, karısının kocası, çocuğunun babası ya da alelade biri değil; genel müdür!
“Ben genel müdürüm kardeşim”ler de başlar işte o zaman. Başka yürüyüşler, başka bir ifade, hatta ses tonu, başka biri işte, ama siz değil. Bir yanınız kendinizi arar, bir yanınız o başkalaşmayı pek sever ve dahasını ister.
Misketinizi de alıp gidemezsiniz, zira misketler artık sizinle oynamaya başlamıştır.
Dikkat!
Yaptığınız iş ya da bu yaşamınızda yaptıklarınızla ilintili tanınmışlığınız sizinle oynuyor!
Burnunuzu karıştıramazsınız yani…
Ama Aysel Gürel karıştırıyor mu? Ve siz onu garipsemiyor musunuz?
Ama o çok akıllı biri. Misketleri onu ele geçirmedi ki! Öylesine akıllı ve özgürlüğüne düşkün ki, kendine biraz deli süsü verdi, cümle alem delidir ne yapsa yeridir diyor.
Şu beklentiler diyordum… Hani gün gelir, kaldıramazsınız, gerilirsiniz…
İşte o zaman misketlere bir bakmakta fayda var. O sizden beklentilerini artırırken, siz de misketlerden çok fazla şey bekliyor olmayasınız?
Kısır döngü gibi…
Verin şu misketlerimi geri. Ya da tamam canım vermeyin. Ben başka misketler bulurum!


İpet Altınay