Bağışlanma günü
Paulo Coelho’yu hatırlarsınız. Hani şu bir dönem elimizden bırakamadığımız “Simyacı” romanının Brezilyalı yazarı. Gerçekten de Simyacı, 26 dile çevrilerek 42 ülkede yayınlanmış ve büyük bir okur kitlesine ulaşmıştı.
Coelho’nun şimdilerde piyasada olan “Şeytan ve Genç Kadın” adlı romanı (Can Yayınları, Tel: 212 / 252 56 75), İyi ile Kötü arasındaki savaşı konu alan ve yazarın lezzetli üslubundan pay almış olan bir kitap. Şimdiden bir buçuk milyon okura ulaşmış bile. Kitap zaten bir akşamda bitiveren ve kendini bir çırpıda okutan bir kurguya sahip.
Şeytan ve Genç Kadın’ı bitirdiğim gece, uykuya dalmadan önce kitapta rastladığım -ve birdenbire şahane bulduğum- fikir üzerine biraz jimnastik yaptım. En iyisi bu fikri sizlerle de paylaşmak.
Öykünün geçtiği yer bir sınır köyü olan Bescos’tur. Bescos vaktiyle haydutların, hırsızların, katillerin kol gezdiği, belanın eksik olmadığı bir yermiş. En büyük haydut ise, Bescos’a ün salan ve herkesin çekindiği Ahab imiş.
Hikaye o ki, bu büyük haydut bir gece, dağdan inip evine ziyaretçi olarak gelen Aziz Savinus’un kendisine çok iyi davranmasıyla birlikte tövbe etmiş ve iyi bir insan olmuş. Bununla da kalmayıp tüm köyü haydutlardan kurtarıp, namuslu ve şerefli insanların yaşadığı bir düzene kavuşturmuş. O gün bugün, Bescos köyü Ahab ile birlikte anılır olmuş.
Fakat herşeye rağmen, Bescoslular çok da dini bütün insanlar değillermiş. Evet, namuslu ve ahlaklı insanlarmış, hatta köyde bir kilise de varmış ama pek de rağbet görmezmiş. Aziz Savinus sayesinde din değiştirmiş olsa da Ahab’ın, rahiplerin insanlar üzerindeki etkisi konusunda ciddi tereddütleri varmış. Ne olsa, yörenin sakinlerinin çoğu haydutmuş; rahipler gelip de cehenneme gideceksiniz diye onları sürekli tehdit ederlerse yeniden eski hallerine dönebilirlermiş. İşte Ahab bundan korkuyormuş. “Kaybedecek bir şeyi olmayanlar cenneti filan düşünemezler.”
Çok geçmeden ilk rahip geldiğinde, Ahab tehlikeyi hemen hissetmiş. Bu tehlikeyi savuşturmak için de Museviler’den öğrendiği bir şeyi uygulamış: Bağışlanma Günü’nü. Ama ne olsa o eski bir haydut, kendince bir ritüel uygulamış.
Yılda bir kez herkes evlerine kapanıyor, iki liste hazırlıyor, en yüksek dağa yüzlerini dönüyor ve birinci listeyi göğe uzatıyorlarmış. “Tanrım, burada sana karşı işlediğim günahlar yazılı. Ağır günahlar işledim, sana karşı geldiğim için beni bağışlamanı rica ediyorum.” İşledikleri günahlar içinde yok yokmuş; ticarette hile, eşe ihanet, haksızlıklar filan.
Sonra da, Ahab’ın icadı gereğince, ceplerinden ikinci bir liste çıkarıp, onu da göğe uzatıyor ve yine yüzlerini dağa dönüyorlarmış. “Tanrım, burada da senin bana karşı işlediğin günahların listesi var; beni gereğinden çok çalıştırdın, onca duama rağmen kızım hastalandı, soyuldum, dürüst olmaya çalıştım ama gereğinden çok acı çektim.”
Ve ritüel şöyle bitiyormuş; “Sana karşı haksız davrandım. Sen de bana karşı haksız davrandın. Ama bugün bağışlanma günü, sen benim günahlarımı unutacaksın, ben de seninkileri!”
Nasıl fikir ama? Karşılıklı birbirimizi bağışlayacağız ve sorun bitecek.
Fikir üzerine yaptığım jimnastikte iki liste hazırlamaya çalıştım. Tabii bunun bir espri ya da eğlenceli bir oyun olarak düşünerek. Zaten romanda da size aktardığım bu öykü, yaşamı boyunca çok acı çeken ve kaderini suçlayan bir adama anlatılıyordu. Kaderini bile affetmesini bilmesi gerekliliğine yönelikti öykü.
Giderek benim listelerim, kişiselleşmek yerine genelleşmeye başladı. İnsanlık ve Tanrı arasında bir diyaloğa dönüştü.
Deprem, savaş, katliam, hastalıklar, bombalar, açlık, sefalet… Listem uzayıp gidiyordu ki, karşı listedeki tek madde yüzünden sus pus oldum.
“Doğayı ve düzeni siz mahvettiniz!”
İpet Altınay
|