İkili ilişkilerdeki borç-alacak ilişkisi

Şu ikili ilişkilerimizi ele alalım bugün. İkili ilişki deyince zaten aklınıza eşiniz veya partneriniz ile olan ilişkiniz gelmiştir. Evet, özellikle karşı cinsle olan sevgi ilişkilerimiz ama ikili ilişki deyince buna dostlarımızı ve iş arkadaşlarımızı da katalım.
Sanki hiç genel sorunlarımız yokmuş; sağımız solumuz savaş değilmiş, kriz ortamında anamız ağlamıyormuş, yaşamımız gittikçe zorlaşmıyormuş gibi, bir de ikili ilişkilerde sorun yaşıyoruz.
Ama yaşadığımız bu sorunların adresini hep karşı taraf olarak belirliyoruz. “Beni çok kırdı!” diyoruz örneğin. “Ben kırıldım!” demiyoruz. Oysa eylemin sahibi bizzat kendimiziz. Yani kırılan biziz. Ama beni kıran o demeyin şimdi. Size kırıcı gelen o davranış bir başka kişiyi hiç mi hiç acıtmayabilir. Netice mi? Siz kırılmazsanız, sorun da olmaz!
“Bana yalan söyledi!” Tabii yalan kötü bir şey de, biraz detaylara bakalım hele.
Ayşe, erkek arkadaşı Ali ile bir akşam yemeğine çıkar. Ali ve Ayşe o akşam çok mutludur. Akşam harika geçer, hatta Ali yemekte bir ara Ayşe’ye olan hislerini açıklar. Ali, Ayşe’yi seviyor. Ayşe rüyada gibidir.
Rüya kısa sürer, tüm rüyalar gibi. Ayşe’nin bir arkadaşı, Ali’yi ertesi akşam başka bir kızla başka bir akşam yemeğinde görmüştür. Tabii bunu en yakın arkadaşına anında aktarmıştır. Ayşe içsel olarak büyük patlamalar geçirir. Ali’yi yalancılıkla suçlar. Ağlamaktan gözleri patlar. “Bana yalan söyledi!”
Yalan ne? Ali bir akşam önce bana beni sevdiğini söylüyor, ama ertesi akşam başka bir kızla… Demek bana yalan söyledi.
Ali’nin Ayşe’ye borcu mu var? Anlayamıyorum burayı işte. Sevgilere ve ilişkilere neden borç yüklüyoruz?
Ali Ayşe’ye dürüst davranmış ve içindeki hoş duyguları aktarmıştır diyelim. Ertesi gün de ya bir iş arkadaşıyla ya da başka bir hoşlandığı insanla yemeğe çıkabilir. Çıkamaz mı? O özgür yahu! Herkes özgür. Bana beni sevdiğini söylediği için çıkamaz mı yani? Demek bana duyduğu sevgiden dolayı bana borcu var. Ne borcu bu?
Ayşe’nin yerinde belki başka bir kişi olsa, aynı olayı farklı yorumlayabilirdi. Bunu bir ihanet, bir yalan ya da bir borç ilişkisi gibi görmeyebilirdi.
“Ama ona güvenmiştim!” derseniz, dikkat yine Ali’nin bir suçu yok, güven duygusunu içinizde kabartan veya dibe düşüren sizsiniz. Ali “Bana güven, seni seviyorum, bu demektir ki, asla başka bir kadınla yemeğe çıkmayacağım!” mı dedi? Ayşe sadece, beni sevdiğine göre kafamdaki şu listeye göre davranacak diye düşünüyor.
Demek istediğim şudur; aklımızdaki beklenti listelerini bir gözden geçirmeye ne dersiniz? Artı, karşı tarafın da (ve herkesin) ayrı bir listesi olduğunu unutmayalım.
Bir de şu klasik laf vardır; “ Beni seviyorsan, şöyle şöyle davranırsın!”… Bu ne şimdi? Beni seviyorsun, bana borcun var!
Kanımca Ayşe şöyle düşünebilirdi; eğer Ali’nin ertesi akşam herhangi başka bir kızla yemeğe çıkmasından hoşlanmıyorsa, ki o da özgür hoşlanmayabilir, onu yalancılıkla suçlamak ve borç yüklemek yerine, bu durumu olduğu gibi ve sakince kabullenir ve hoşlanmadığı bu davranış biçiminden bir şekilde uzak durur.
Hadise bu kadar net diye düşünüyorum.
Güven konusu ise tıpkı sevgi gibi borç yükleme eylemi. İnsanların elbette güven duygusuna ihtiyacı vardır. İnsan üstüne bastığı toprağa da güvenir, bu sağlam diye. Ama gelin görün ki deprem olabilir ve o toprak parçası kişiyi taşıyamayabilir. Ben ona güvenmiştim ama diye kendinizi yerden yere mi atacaksınız? Kişinin en güçlü güven duyacağı kişi kendisidir. Kendisine güvenen ancak başkalarına veya başka şeylere güvenebilir.
Tehlikeli bir konuya mı girdim bilemiyorum ama algılama biçimimizi değiştirmek karşımızdaki kişiyi değiştirmeye kalkmaktan çok daha kolay, üstelik mantıklıdır.
Sizi en çok sinirlendiren kişiyi düşünün; eğer siz sinirlenmezseniz o sizi sinir etme gücünü kaybeder. Neden mutluluğumuzun ya da mutsuzluğumuzun yönetimini bir başkasının eline veriyoruz ki?


İpet Altınay