“Gündemin aktörleri” tamam da, senarist kadro nerede?
Eveet; dağarcığımıza yeni lakırdılar katıldı: “Gündemin aktörleri!”.
Piyasanın aktörleri diyen de oluyor, ama itiraf edelim; bu kez cuk oturan bir tabir ile karşı karşıyayız.
Eskiden (çok değil, sanırım 99 öncesi), macera, entrika, “action”, alavere, dalavere izlemek istediğimiz zaman sinemaya giderdik. Ya da polisiye romanlar okurduk. Artık TV’yi açıp Haberler’i izliyoruz.
İyi bir prodüksiyon bildiğiniz gibi oldukça pahalıdır. Bir binanın yıkılması, otomobillerin tepetaklak olması, yangınlar, katliamlar… Bunların bilgisayarlarla anime edilmesi bile ciddi bir bütçedir. Elbette bu bütçelerin bir de karşılığı vardır. Filmi izleyenler belirli bir para öder. Gişe hasılatı kalabalık bir ekibi kâra bile geçirir. Şimdi biz izleyiciler, evimizden dışarı bile adım atmadan, sinema bileti, kitap parası vb. vermeden, evimizdeki en rahat koltuğumuza kendimizi devşirip, olanak dışı bir prodüksiyon izliyoruz.
Bu yeni nesil filmlerde yok, yok! İkiz kuleler yıkılıyor. Son model savaş uçakları bombardıman yapıyor. Beyaz Saray neredeyse “online” izleniyor. Ne olsa Amerikan yapımı prodüksiyonlar her zaman başka oluyor.
Ama yerli diziler de pek altta kalmıyor artık. Hatta yurt dışına satsak, epey bir gelirimiz bile olur. Gerçi teknik prodüksiyon çok yeterli değil, ama böylesi bir senaryo Hollywood’da bile zor bulunur.
Brezilya’nın pembe dizileri varsa, bizim de gri dizilerimiz var. Oyuncu kadrosu çok kalabalık. Pasif oyuncuların yanısıra (ben, sen, o), aktif oyuncuların rolü önemsenmeyecek gibi değil. ABD’den uçakla getirilen ve pasiflere umut olan ekonomi star’ı, yaşlılık konusundaki korkularımızı fobi haline getiren bir baş karakter oyuncusu, baş karakterin arkasındaki tiz sesli kadın, yıllardır gözümüzü ayıramadığımız dizi boyunca ismini, cismini bilip, sesini duymadığımız başaltı karakterin nihayet sesini duymamız, açık tenli ve renkli gözlü jön prömiye adayları (ki pekçoğu epey göz dolduruyor; biri ikiz kule enkazlarında dramatik poz verirken, bir diğeri ABD’nin ticari devlerine savaş açıp, söylemini ülke çapındaki müzikaller dekoruyla bildiriyor), batan bankalar, hapse giren popüler özel sektör temsilcileri, kendini marka olarak konumlandıran belediye başkanları, yaptığı ticareti ABD dernekleri ve simaları ile süsleyenler, karmakarışık gündemde medyatik pozlarla yer almaya çalışan profesyonel yöneticiler, ben de varım diyen ve yer bile edinen ekonomi profesörleri, ben var ya ben’ci gazeteciler…
Gördüğünüz gibi artık sinemaya gitmeye gerek yok!
Sinema bileti, ulaşım parası, arada frigo-gazoz parası ödemeye gerek yok!
Zira yaşamımızın en pahalı prodüksiyonunu seyrederken, farkederek ya da etmeyerek zaten çok ciddi bir ödemede bulunuyoruz.
Yaşantımız ve gelirimiz küçülürken, standartlarımıza yapılan büyük zamlarla seyrettiğimiz bu dizi film bize çok pahalıya patlıyor. Üstelik pasif seyirci olarak aldığımız rol karşılığı ücret de ödenmiyor bize.
Zaten bu filmi seyreder misin diye soran da yok! Bu inanılmaz bütçeli prodüksiyonda hem rol alacaksın, hem de paşa paşa seyredeceksin! Hatta seyrederken garip bir zevk bile alacaksın. Ne olsa gündemin aktörleri habire değişiyor. Ve itiraf edelim oyuncu kadrosu çok iyi, üstelik zengin!
İyi de, bu senarist kadro nerde? Öyle ya, iyi bir senaryo olmazsa, oyuncular ne yapsın?
Duyduğuma göre, gri dizinin metni bizim yerli senaristlerin elinde patlamış. Yani yazdıkları metin, onlara riayet etmeyip kendi bildiği yolda gitmeye başlamış. Bizim yerli senaristler paniğe kapılmış ama hadisenin kontrol gücünü ellerinden kaptırdıklarını seyircilere belli etmemeye çalışıyorlarmış. Aktörler de ellerindeki metin başka, oynadıkları başka derken iyice şaşırmışlar.
Ama olsun, illa ki bir senaryo vardır. Ama global, ama evrensel bir senaryo. Hani evrensel plan falan diyorlar ya… İş yazan kalemleri bulmakta…
İpet Altınay
|