Gündemi kaybettim, hükümsüzdür!
Gündem arsızı olduk. 2 saat içinde yeni bir şey olmazsa rutinden şikayet edeceğiz neredeyse.
Böyle dönemlerde insanı iyice bir tatminsizlik duygusu kaplıyor. Herşeyin alelacele tüketilmesi gerekiyor sanki. Günün, gecenin, ilişkilerin, gündemin… Apar topar tüketelim bitsin. Hızlı tüketim insanın kendini dingin hissetmesini de engelliyor.
Bir okur olarak, gazeteleri elime aldığım zaman, alelacele sayfaları evirip çevirip, aradığını bulamamış insanların hayal kırıklığıyla bir kenara koyuyorum. Oysa iyi bir gazete okuruyumdur. Ama söylenen yeni bir şey yok. Mevcut haberler de zaten internet sayfalarında ve TV kanallarında tüketildi, geçti gitti.
Ya bir yazar olarak? Bu şapkayı takınca hayat değişmiyor ki! Okur olmadan yazar olunduğu nerede görülmüş? Gündemden kopuk yazsan, kimseyi yakalayamazsın, gündemi yazsan treni kaçırırsın! Öyle ya, bir akşamüstü saat 17.00’de yazını teslim etsen, ertesi sabah 07.00’ye kadar demode olma şansın az değil böylesi hızlı tüketilen “devr-i daim”de.
Üstelik DÜNYA Haftasonu Gazetesi yazıları en geç çarşamba günleri teslim ediliyor. Haftasonuna kadar tüketilmeden kalan bir fikri, haydi bırakın fikri, bir hoşluğu nasıl bulacağız? Ne yapacağız? Sevgili okur, sizi nasıl yakalayacağız?
Bir keresinde gazetemiz yazarı, eski dostum, merhum Prof. Cem Alpar, sütununun başlığına “Canım bugün bir şey yazmak istemiyor!” deyip bırakmıştı. Çok zekice, ama kullanıldı, yani o da tüketildi.
Yazarımız falanca seyahatte, filanca izninin bir bölümü kullanıyor. Artık bunlar da komik kaçıyor. Bu teknolojik zeminde dünyanın her ucunden heryere yetişilebiliyor. Hem bir keresinde Nezih Bey her zamanki tatlı sert üslubuyla azarlamıştı; “Kızım, ben anlarım da okurun sorarsa ne cevap vereceksin?”.
(Hah buldum, dürüst olmak en iyisi; “Yazarımız gündemi kaybetti, hükümsüzdür!”.)
Aslında hiç sıkılmadan ve dahi gündem derdim olmadan günlerce kedilerden bahsedebilirim, ama ona da sevgili yazı işleri müdürümüz Akın Bey kızıyor, insanlar bitti de kedilere mi geldi sıra, diyor.
Gerçi şu ara, anlık da olsa geçer akçe dedikodu yapmak. Üstelik iş hayatı, siyasi arena ve hatta iletişim sektöründen (sanat dünyasından bile) her zaman ufak tefek (bazen de kocaman) gelişmelerden haberdar oluyorum. Ama dedikodu da bu sayfaya ve köşeye yakışmaz. Acaba gözlük ve şapka takıp ayrı bir köşe daha mı talep etsem? (Nezih Bey vermezdi!)
Bilgiçlik taslayan ve pratik dozlar halinde (5 derste ya da aşamada hayatı kolay yaşamanın yolları gibi) hayat bilgileri de herkesi yeter çizgisine getirdi sanıyorum.
İş hayatıyla, özellikle iletişimle ve dahi insanla ilgili yeni şeyler öğrenmek, yaratmak ve bunları paylaşmak en doğrusu olmakla birlikte, gündemin şimşek hızında kaybolabilirsiniz. Mesela, “renkli şapkalarla düşünmek ve gündemi her bir farklı şapkayla algılamaya çalışmak” gibi bir tekniğin üzerinde yazışmaya kalksak, gündemin değişeceği kesin de, bakarsınız haftasonuna kadar yeni bir şapka rengi çıkar ya da şapkaların beyinde tümör yaptığı gibi bir haberle çalkalanabilir ortalık. Yıllarca östrojen üstüne ahkâm kesip, şimdi amman ha! denmiyor mu?
Bunca kelâm yerine, Hayyam’ın tek bir dörtlüğü yeterdi belki de;
“Ben olmayınca bu güller, bu selviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok, o da yok.”
İpet Altınay
|