Çocukerkil aile zamanı

Çocuk sahibi olmayan bir kişi için, zamane çocuklarıyla ilişki kurmak bir uzaylıyla iletişim kurmak kadar zor.
Bir kere, iletişimin patronu siz olamıyorsunuz! Kesinlikle o yönetiyor ilişkiyi! Hal böyle olunca, eskiye ait öğrendiğiniz herşey elinizde patlayıveriyor. Size kalan ise ona boyun eğmek.
Bir haftadır Antalya’dan gelen yeğenimle birlikteyiz. Eylül, 9 yaşında. Kendi 9 yaş halimi düşünüyorum da…
Bir akşam Eylül, annesi ve ben, birlikte büyüdüğümüz bir arkadaşımıza gittik. Onların da 5 yaşında bir kız çocuğu var; Nazlı. Ev gezmelerine, hele çocuklu muhabbete fazla alışkın olmadığım için tüm detaylar gözleme değer şaşırtıcılık içindeydi. Sohbetimiz ister istemez şimdiki çocuklarla, bizim çocukluğumuz arasında gitti, geldi.
Nazlı ve Eylül oyuncaklarını paylaşıp, epey sohbet ettikten sonra sıra Monopol (sanırım şimdi başka bir adı var, bizim zamanımızda Monopol deniyordu) oynamaya geldi. Hani şu ev, otel derken şehir satın alınan, karşındakinin zarı senin mülke rast geldiği zaman kira talep edilen oyun.
Oyuna başlamak için kasa olan tarafın oyunculara para dağıtması gerekiyor. Eylül, Nazlı’nın para dağıtmasını kabul etmek istemedi. Monopol kartonunun üstünde minik paralar ve minik eller arası minik bir itiş kakış yaşandı.
Ev sahibi baba müdahale etti; “Nazlı, paraları Eylül’e ver, o senden büyük, paraları daha iyi sayar!”.
Nazlı elindeki paraları bıraktı, ama bu müdahale hoşuna gitmemişti. Babasına dönüp; “Peki, şimdi ne yapacağımı da söyler misin? Böyle boş boş oturacak mıyım ben?” dedi kesin bir ses tonuyla.
Tabii ki bir sessizlik oldu, babası ne bilsin bundan sonrasını.
Oysa babası 5 yaşlarındayken küçük çaplı haşarılıklar yaptığı zaman, anne ve babalarımız “Paşa çocuk ol bakayım!” derdi, o da hemen bir koltuğa hareketsiz oturur, kollarını kavuşturur, fotoğraf çektiren paşa taklidi yapardı. Bizlere de “Cici kız olun!” derlerdi, cici oluverirdik hemen.
Eylül’e “Cici kız ol!” desem, alay eder benimle herhalde. Cici kızlığın ne olduğunu ve neden bunu talep ettiğimi açıklamam gerekir. Ben böyle bir şeyi açıklayamam, ya siz? Şimdiki çocuklarla mantıklı bir diyalog kurmak gerekiyor. Mantıksız hiçbir şey talep edemezsiniz. Çünkü onların düz mantığı eninde sonunda sizi tuş ediveriyor.
Nazlı’nın annesi, bizim jenerasyonun şanssızlığıyla ilgili çok yerinde bir tespit yaptı. Bizler ya anaerkil ya da babaerkil bir aile yapısı içinde büyüdük. Oysa, özellikle büyük şehirlerde, çocukerkil bir aile yapısı yaşanıyor. Biz büyürken anamızın ve babamızın lafı geçti hep. Büyüdük, çocuk sahibi olduk, şimdi de çocukların sözü geçiyor.
Sanıyorum, büyük bir gerçeklik payı var bunda. Ve çocukerkil olmanın da aslında hiçbir zararı yok. Aksine, bir çocuk kadar dürüst bir ilişki ve iletişim kurabilmek şimdi hepimizin ihtiyacı.
Biz büyüklerin onları anlaması, hatta onları kendimize benzetmek yerine onlardan bir şeyler öğrenmesi gerekir. Üstelik yalnız anne ve babaların değil, ticari hayatı yönlendirenlerin de. Bakın, Eylül’lü günlerim bana bunu nasıl kanıtladı?
Eylül ile sık sık Bebek Kahve’ye gittik ve bunu Eylül’ün talebiyle yaptık. Bebek Kahve’nin yöneticileri (ki çoğu benzer yaşta çocuk sahibi) hemen Eylül ile iletişime geçtiler. Limonatasını nasıl seviyor, ne zaman tost yer, hep birlik olup nasıl da teyzesiyle (yani bendenizle) gırgır geçerler, Eylül’ün sevdiği kedi yavrusu hangisidir… Onlar bu işi kapmışlar.
Ama Eylül bu, sık sık da dondurma yemek istiyor. Her seferinde eline bir beşyüzbin lira alıp hemen McDonald’s’ın yolunu tutuyor. O günkü üçüncü dondurmasını yerken yüzünü buruşturdu;
“Artık oraya tek başıma gitmeyeceğim. Dondurmamı annem alsın. Oradakiler annemi görünce hemen ‘Buyrun efendim!’ diyor, gülümsüyor. Beni umursayan yok. Oysa benim de elimde para var. Çocuğuz diye ilgilenmiyorlar.”
Hadi buraya kadar iyi, son yorumuna ise ağzım açık kaldı.
“Kimse onlara çocuk haklarından söz etmedi mi?”


İpet Altınay