Basın Bildirisi
14 Temmuz 2006

Genç Sanatçı ve Tasarımcılar Elleri ile “El”i anlatıyorlar...

EL/LE
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 2005-2006 Akademik Yılı Diploma Projeleri Sergisi
Açılış Daveti 13 Temmuz akşamı yapıldı.


Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi
Genç Sanatçı ve Tasarımcıları
“EL/LE”
Sergisiyle konuk etti.

Sanat ve Tasarım alanında eğitim veren Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 2005 – 2006 yılı mezunlarının 100’ü aşkın yapıtı 14 Temmuz-1 Ekim 2006 tarihleri arasında Pera Müzesi Sergi Salonlarında sanatseverlerle buluşturdu. Sergi, ülkemizdeki sanat ve tasarım eğitiminin boyutlarına ilişkin ipuçları vermeyi, izleyiciyi geleceğin sanatçı ve tasarımcılarıyla buluşturmayı hedefliyor.

Önümüzdeki yıl 50. Yılını kutlamaya hazırlanan Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi (eski Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu) öğrencilerinin bu yılki diploma projeleri arasından yapılan bir seçkiyi bir araya getiren “EL/LE” sergisi, tarihsel süreçte sanatsal üretimin temeli niteliğinde “el” kavramını irdeleyen, ve bu kavramın geniş çağrışım yelpazesi üstüne kurulan işlerden oluşuyor.

Sanat ve tasarımın her dalında yoğun bir üretimi gözler önüne seren sergide, fakültenin Resim, Grafik Sanatları, İç mimarlık, Seramik-Cam, Tekstil Sanatları, Endüstri Ürünleri Tasarımı, Geleneksel Türk El Sanatları, Sinema-TV, Heykel, ve Fotoğraf bölümlerinden 82 genç sanatçı ve tasarımcının yapıtları yer alıyor. Sanat yapıtlarından işlevsel kullanım nesnelerine, sosyal kampanya projelerinden mekân tasarımlarına farklı özellikte zengin bir üretimi disiplinler arası bir zeminde buluşturan “EL/LE” başlıklı sergide, sanatçı ve tasarımcılar elleri ile “el”i anlatıyorlar.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü Özalp Birol

“Haziran 2005’te gerçekleştirilen “Genç Açılım” sergisinden sonra, bu yıl da “El/LE” sergisinde, geleceğin yıldız sanatçılarını Pera Müzesi’nde konuk etmekten onur ve mutluluk duyuyoruz. Bu sergide yapıtları ve projeleri yer alan genç sanatçılarımızın gelecekte ülkemizin sanat yaşamına çok önemli katkılar koyacaklarına inanıyoruz; bu bağlamda genç sanatçılarımıza destek vermeye devam edeceğiz.” dedi.

Gençlerin değişken, uçarı ve umut dolu dünyaları 1 Ekim 2006 tarihine kadar Pera Müzesi’nde

 

www.peramuzesi.org.tr

Gençlerin uçarı, değişken ve umut dolu dünyasına yolculuk...

Pera Müzesi’nin kapılarını halka açtığı 2005 yılı yaz aylarında, sergi salonlarında yer alan ilk etkinliklerden biri Günümüz Türk SanatındaGenç Açılım başlığını taşıyan ve genç sanatçıların yapıtlarından oluşan bir karma sergiydi. Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin ilk kez İstanbul’da, Pera Müzesi’nde yapılan 3. Avrupa Genel Kurulu’nun bir yan etkinliği olarak düzenlenen bu sergi, ilk günden başlayarak müzenin “genç” sanata ne denli önem verdiğini açıkça gösteriyordu.

Bugün aynı salonları, yine gençlerin ürünlerinden oluşan bir başka sanat etkinliğine, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi işbirliğiyle düzenlenen El/le sergisine açıyoruz. Günümüzün bu önde gelen sanat eğitimi kurumunun 2005-2006 öğrenim yılı son sınıf öğrenci işlerinden oluşan ve “el” kavramının geniş çağrışım yelpazesi üstünde kurulan bu sergi, bizi bir kez daha gençlerin uçarı, değişken ve umut dolu dünyasına götürüyor.

Ürünleriyle bugün Pera Müzesi’nin salonlarında bahar yelleri estiren bu genç sanatçı ve tasarımcıları sevinçle kutluyor, başta Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin değerli yönetici ve öğretim üyeleri olmak üzere, bu projeye katkıda bulunarak bize bu güzel sergiyi armağan eden herkese içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Suna ve İnan Kıraç

ELLE/EL İLE

Fakültemizin Resim, Heykel, Grafik, İç Mimarlık, Seramik-Cam, Tekstil, Endüstri Ürünleri Tasarımı, Geleneksel Türk El Sanatları, Fotoğraf ve Sinema-TV bölümlerinde dört yıl boyunca eğitim görmüş öğrencilerimizin diploma projeleri, bu yıl her zaman olduğu gibi fakültemizde değil, yaşadığımız kentin en saygın sanat mekânlarından biri olan Pera Müzesi’nde izleyiciyle buluşuyor. Bu, bizi son derece sevindiren önemli bir buluşmadır. Bu buluşmayı, bu yıl, “elle/el ile” genel başlığı altında gerçekleştiriyoruz. Fakülte kurulumuzun kararı doğrultusunda bu yıl her bölüm diploma projeleri konusunda kendi seçtiği konuyu değil, “elle/el ile” konusunu seçti, öğrencilerimiz diploma projeleri için bu konu çerçevesinde işler ürettiler. Öğrencilerimize bir konu vererek bir konuyu hangi farklı anlamlarda ve biçimlerde ele alabileceklerini gösteren, bu anlamda yaratıcılıklarını sergilemelerine olanak tanıyan bu sergide sanat ve tasarımın farklı alanlarında genç, dinamik bakış açıları bir araya geliyor. Yalnızca bugün değil, gelecekte kullanacağımız nesneleri görsel ve işlevsel olarak tasarlayan; bu anlamda geleceğe dair ipuçları veren bu sergide, yarınlarımıza dair bir fikir edinebilmek mümkün. Öte yandan; geleneksel verileri unutmayan, geçmişle bugün arasında köprüler kurmaya özen gösteren bir üretimin izlerini de hissedebiliriz. Bu özellikler, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin tarihsel süreç içindeki yolculuğunun yansımaları olarak nitelendirilebilir.

Fakültemiz, sanat ve tasarım eğitiminin Türkiye’de yeni bir model olarak gündeme geldiği Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nun temelleri üzerine kurulmuş bir kurumdur. Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu, 23 Temmuz 1956 tarihinde Stuttgart Güzel Sanatlar Akademisi öğretim üyelerinden Prof. Adolf Schneck tarafından yapılandırılmıştır. Prof. Schneck, 1920-30 yılları arasında Almanya’da sanatçı ve tasarımcı olarak eğitim görmüş bir uzmandır. Almanya’nın ünlü Bauhaus okulunu iyi tanıyan, benzeri okulların Almanya ve başka ülkelerde kurulmasında görev almış bir eğitimcidir. 1957’de açıldığında, okulda Dekoratif Resim, Grafik Sanatlar, Seramik Sanatları, Tekstil Sanatları, Mobilya ve İç Mimarlık adlı beş bölümde eğitim verilmekteydi, eğitim başta büyük ölçüde yurtdışından getirilen öğretim elemanlarıyla gerçekleşmekteydi. Bauhaus prensipleri doğrultusunda hazırlanmış olan programlarla kurumumuz kuruluşundan günümüze dek dinamik yapısını korumayı başardı. Bu başarının en önemli nedeni, bu süreçte öğretim program ve içeriklerinin araştırma ve deneme metoduyla gelişmesini sürdürmesidir.

20 Temmuz 1982’de Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı hakkında kanun hükmündeki kararnamenin 14. maddesi uyarınca Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Fakültesi adı ile Marmara Üniversitesi’ne bağlanmıştır. 1986 yılından itibaren Acıbadem Kampüsü’nde yeni açılan bölümlerle birlikte 11 bölüm oluşmuştur. Okulumuzun Resim, Heykel, Grafik, İç Mimarlık, Seramik-Cam, Tekstil, Endüstri Ürünleri Tasarımı, Geleneksel Türk El Sanatları, Fotoğraf ve Temel Eğitim bölümleri ile Haydarpaşa Kampüsü’nde bulunun Sinema-TV bölümlerinde 33 profesör, 8 doçent, 47 yardımcı doçent, 14 öğretim görevlisi, 1 yabancı uzman, 43 araştırma görevlisi görev yapmaktadır. Ayrıca sanat ve tasarım alanlarından deneyimlerini öğrencilerimize aktaran konuk öğretim görevlisi sayımız da 43’ü bulmaktadır. 1961-82 yılları arasında Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu olarak 1386, 1982-94 yılları arasında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak 177 adet lisans diploması veren kurumda lisansüstü eğitim de verilmektedir. 1994’de kurulmuş olan ve Rektörlüğümüze bağlı Sosyal Bilimler Enstitüsü’yle koordineli çalışan Güzel Sanatlar Enstitüsü’nden 1992-2006 yılları arasında 322 yüksek lisans, 58 sanatta yeterlik öğrencisi mezun olmuştur.

Günümüzde kurumumuzun en önemli özelliklerinin başında, bölümler arasındaki diyalog gelmektedir. Bugün artık Grafik Bölümü’nde okuyan bir öğrenci, Fotoğraf Bölümü’nden de ders alarak komple bir tasarımcı olarak kendini yetiştirebilmekte, ya da örneğin Sinema-TV Bölümümüzden animasyon dersleri alarak geleceğin animasyon tasarımcısı olarak kendini yetiştirebilmektedir. Öğrencilerimiz, bu sergide de çeşitli örneklerini görebileceğiniz gibi, disiplinler arası, çağdaş bir eğitim ile kendilerine yön verebilmektedir. Öğrencilerimizin henüz mezun olmadan “aranan eleman” haline gelmeleri, doğrusu bizi sevindirmektedir.

Sergi salonunda ve koridorlarında yıl boyu düzenli sergiler izleme olanağına sahip olan, ulusal ve uluslararası etkinliklerle sürekli dinamik kalmayı başaran öğrencilerimiz, bugün Erasmus-Sokrates programıyla Avrupa’nın çeşitli seçkin sanat ve tasarım kurumlarında değişim programlarına katlımakta; üç yılda bir düzenlediğimiz Uluslararası Öğrenci Trienali ile uluslararası eğitim ortamıyla tanışmakta; kısacası, her anlamda sınırları zorlayan bir ortamda yetişmektedir.

Pera Müzesi’nde “Elle/El İle” sergisi, geçmişin birikimiyle bugünleri kucaklayan bir kurumun dinamik, güncel yapısını gözler önüne sermeyi amaçlıyor. Burada göreceğiniz isimler, belki önümüzdeki yıllarda ülkemizi tanıtacak isimler olacak… Geleceğin sanatçı ve tasarımcılarına izleyiciyle bir müze ortamında buluşma olanağı sağladığı için Pera Müzesi adına Sayın Özalp Birol’a ve katkıda bulunan herkese fakültem adına sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

Prof. Nazan Erkmen
Dekan

Beden elin bir parçasıdır, el verir ele…

El; marifetli ya da beceriksiz, açık ya da kapalı, içi ya da tersi, her ne ve nasıl olursa olsun bir uzantısıdır bedenin... Merkezi bedeni gösteren beş parmaklı bir organ. Aslında her şeyin basit ve yalın bir tarifi vardır. Ancak el oylumludur ve basit tarifini karmaşıklaştırabilen kocaman bir şeydir. Ona bedenin en uç sınırıdır diyebiliriz. Beden nereye giderse gitsin, el en ötesidir. Daha doğrusu parmak uçları, elin öncü çocuklarıdır, görme ötesidir. Duyarlı ve cüretkardır. Haz duyduğumuz hemen her şeye o nedenle dokunmak isteriz. Bir bakıma parmak uçları iç birikimin sözcüsüdür. Kumaş, çiçek, kar, toprak ya da ten hiç fark etmez. Parmak uçları dokunur dokunmaz özel bir anlam kazanır.

Elin bilgeliği üstüne söylenecek çok söz vardır. Anımsar; ipeği taştan, soğuğu sıcaktan, yumuşak olanı sertten ayırır. Aslında bir hafızadır el ama bilgeliği için bunlar yetmez. Bilgeliği yaşamın izlerini derinleştirmesinden, belki nasır tutan parmaklardan ya da bir kesik izinden okunabilir. Eski kalıntılar, mimari yapılar, yontular ya da takılar o bilgenin işidir. Ölümsüz olduğunu düşünen kim varsa o bilgenin inşa ettiği yere yine onun tarafından taşınmıştır. İktidarı ve sefaleti yine onun aracılığı ile temsil edilmiştir. Ama el en çok insandan yana davranmıştır. Tarihin ve arkeolojinin söyleyebildiği şeyler, o güçlü hatırlama direnci, elin derin anıları arasından süzülerek bize ulaşır.

Elin hakim olduğuna inananlar az değildir. Farklı kültür ortamları el üstünden geleceğin okunabildiğine inanırlar. El içindeki kıvrımlı çizgilerin gizemi belki de bu alfabesi olmayan anlam sarmalından kaynaklanır. Ne ki, el okuyucularının ifade dünyası iyimserlik motifleri ile süslüdür. O nedenle elin gelecek sözcülüğü umutların temsilidir.

El bedenin bir parçasıdır. Beyinle, yürekle, duygu ile sıkı sıkıya ilişkisi, bedenle olan organik ilişkisinin ötesindedir. Yüreğin sesini duyunca terler, titrer. Ürkmekle haz arasında bir yolun ortasında ya donakalır ya da kaybedecek zamanı kalmadığı için panikler ve hızlanır. Bu kez beden elin bir parçasıdır, el verir ele. Ondan görür, ondan düşünür, ondan konuşur. El düşüncenin kölesi mi yoksa sözcüsü mü? Buna karar vermek hayli zor. Beceriksizlikle suçlanan elin neye itirazı vardır?.. Yapmama direnci kime karşı olabilir? Ya her şeyi hemen becerebilen elin arkasındaki gizil güç nedir? Yapan elle, beceriksiz el nereden alır bu adı?

Sanatçı için el, nesne ile üretken bir bağlama sahiptir. El, fırçayı iyi kullanmalı, çamuru şekillendirirken mahareti önde tutmalıdır. Kemanın telleri, piyanonun tuşları nasıl en iyi sesi verirse parmaklar onu bulmalıdır. El burada düşünceyi ve duyguyu arar; bulduğunu görür görmez tüm iştahına rağmen sesin, rengin, biçimin sofrasından zamanında kalkar; kalkmazsa kararını yitirmiş her şey gibi kırılmalara uğrar.

Tasarımcının eli, elle nesne arasındaki ilişkiyi önemser. Belki de nesne ile olan ilişkisi, elle olan ilişki süzgecinden geçerek oluşur. Çünkü hemen tüm tasarım ürünlerinde el ile şu ya da bu biçimde bir ilişki söz konusudur. Çünkü insan- nesne ilişkisinde tutmak ve kullanmak hayli önceliklidir. Fakat ister sanat ister tasarımdan söz edelim, elin malzeme ve ürünle ilişkisinde yaratıcı potansiyelle ilişkisi olmazsa o zaman el iyi bir aletten öte değildir. Bu bakımdan yüreğin, beynin, bunların toplamı olan birikimlerin öngördüğü yaratıcı potansiyelin itirafçısıdır el...

Elin aletle ilişkisinde, aletten yana “alet işler el övünür” diye yaygın bir söylem olmasına kapılıp da, alet elden önemlidir zannedilmesin. Bu söylemde aleti üreten ele de dolaylı bir iltifat vardır.

El bedenin bir parçası iken, bedene ait olmakla sınırlıdır. Yıkıcı ya da yaratıcı olması, ait olduğu bedenin dünyası ile ilgilidir. Hatta işaret dili olarak içerdiği anlamların piktogram özelliği gizeme ilişkin nesi varsa, ait olduğu bedenin iklimi ile ilişkilidir. Ne ki, sözlüklerde uzun ve sayfalarca süren el ve o köke ilişkin deyişler bir noktadan sonra anlam kırılmasına uğrar, ötekinin adı olur. Artık el yabancıdır.

Aslında öteki ile zaten baştan beri derdi olan insanın önündeki en önemli bariyer, el olan öteki karşısında hala kendini yenik hissetmesidir. Bu nedenle bedenin bir parçası olan el, öteki olan “el” karşısında yıkıcı ve inkarcı olur. Ve belki de buradaki eli öteki ile birlikte sözlükte paslanacak denli yalnız bırakmakta yarar var.

El/le doğrudan dokunmayı ifade eder. Ancak sözel ifade kayması, bu ifadenin “el aracılığı ile” biçiminde algılanmasına neden olabilir.

El/le görsel olarak da yansımalı bir yazılım sunuyor. Elin yansıtıcı boyutu ile bu yazılım arasındaki bağlantı Türkçe için geçerlidir. Aslında başından beri “el” ve “elle”den söz ederken Türkçe’nin oylumlarını kullanıyorum. Ancak yaratıcılık, hareket noktasına ve ifade kısıtlarına bağlı kalmaz.

Fakültemizle Pera Müzesi ortak bir proje üstünde uzlaştıklarında, bu serginin fakültenin 10 bölümünü de kapsaması ve son sınıf işlerinden oluşması, bu projenin koşulları arasına alındı. İnterdisipliner bir serginin enerjik ve çok renkli bir bütün oluşturacağı kesindi. Ancak bu sergiyi ortak bir temanın çerçevelemesi bu farklı teknik ve disiplinli bütünü bir birine bağlayacaktı. Bu görüşle yapılan toplantılarda “el/le” başlığına karar verildi. Bu başlığın seçiliş nedeni anlam genişliği sunmasındandır.

“El/le” sergisi resim, heykel, grafik, seramik, endüstri ürünleri, iç mimarlık, tekstil, fotoğraf, sinema, geleneksel el sanatları alanlarının yarattığı zenginlikte buluşuyor. Sanatçı ve tasarımcılar elleri ile “el”i anlatıyorlar. Yaratıcıların ele avuca sığmaz enerjileri el’i hangi anlamları ile güzelleştirecektir? Serginin bu sorunun yanıtı olduğu kesin.

Prof. Hüsamettin Koçan